Edebiyat

ROMANIN DOĞUŞU

    Roman 17. yüzyılda dünyaya tıpkı bir güneş gibi doğmuştur.Bilindiği üzere bu devir dine dayalı devletlerin avrupada etkisiz olduğu ve tıpkı bir ağacın kuruyan yaprakları gibi sıra sıra döküldüğü devirdir.Matbaa ile Avrupa’nın tanıştığı devirdir.Matbaa sayesinde incilin tercümeleri basılmış ve halkla buluşmuştur bu devirde.Ve yine bu devir ki Papa’nın ve din adamlarının Avrupa’da maskelerinin düştüğü devirdir.Zira onlar halkı cahil bırakıp onların zihinlerini kilisenin dogmalarıyla uzun süre esir etmiş ve uydurdukları ayetlerle güçlerine güç katmıştır.

  Yani artık tanrının değil insanın yavaş yavaş gün yüzüne çıktığı,aklın ve bilimin değer kazandığı devir romanın doğduğu devirdir.Milan Kundera Roman Sanatı kitabında “Tanrı kainatı ve değerler düzenini yönettiği,iyiyi kötüden ayırdığı ve her şeye bir anlam verdiği yeri yavaş yavaş terk ederken Don Kişot evinden çıktı ve artık dünya tanınmayacak hale geldi.”der.O derece müthiş bir söz ki…Gerçekten artık ferdin,şahsın değer kazandığı devirdir romanın çıktığı devirdir.Burda hümanizmin etkisi pek mühimdir.İnsanın değerli olduğu bu zamanda tanrı geri planda kalmıştır kıta Avrupasında.Elit ve aristokratların değil burjuvazinin hakim olmaya başladığı bu yüzyıllarda roman bize göz kırpmıştır.

     Daha önce matbaa dedik.Roman elbette matbaa ister para ister.Nasıl para ister ?Örneğin bu zamanlarda bizde sinemanın,tiyatronun yerini meddahlar ve karagöz hacivatlar tutardı ki bu tarz oyunlarda izleyiciden asla belli bir para alınmaz gönüllerden ne koparsa bir torbanın içine atılırdı.Ancak roman,sanatta kapitalizmin paranın bulaştığı devrin ürünüdür.Matbaa ve servetle roman ilerlemiştir.Hülasa roman sanatın da parayla yapıldığı dönemin ürünüdür ve bu şartlar altında ddoğmuştur.

ROMAN NASIL BİR TÜRDÜR?

  Burda size asla romanın tanıtımını yapamam ama belki beraber romanın nasıl bir tür olduğu hakkında fikir sahibi olabiliriz..Zira roman belli bir tanımı olmayacak kadar özgür bir türdür.Romanlar bizi yani insanı anlatır.Hatta en kurgulu en fantastik roman bile bizi izah etmeye çalışır.İnsan ruhunu anlatır ve okurun ruhunu şekillendirmeye çalışır.İyi bir roman” iyi okuyucuyla “birleşirse roman okuyucunun ruhunu ilmek ilmek işler.

    İyi okuyucu kimdir?Hülasa romanı boş vakitte okumayan,birini beklerken vakit öldürmek için kullanmayan ve satırları ,sayfaları atlamayan kişi iyi bir okur olabilir.

     Romanlar hem yapıcı hem yıkıcıdır.Roman hayatlar inşa eder.Hatta bizim ilk dönem romanlarımız bu yapıcı kısmına pek önem vermiş ve bir toplum inşa etmek için roman yazmıştır.O derece ki bunu yaparken roman türünden uzaklaşmışlardır.Çünkü romalar asla bir şeyleri dikte edip anlatmaz.

  Roman türü bizim zihnimize girip bizi içten içe işlemeyi arzular.Birey dedik;romanlar şahsın en mahremine girebilir.Odasına hatta zihnine girebilir.Bu bizim gibi mahremiyete önem veren toplumlarda romanı geciktirmiştir hatta.

   Roman karmaşıktır.Bununla beraber işten evine gelip yemeğini yiyen ardından yastığına kafasını koyduğunda iyi uyuyabilen hatta iyi bir geliri olanlar asla roman kahramanı olamaz.Roman ihanet,sadakat,ihtikâr gibi çıkmazlardan beslenir.Roman kahramanı umutlu olamaz.Sürekli çatışma halindedir zihninde.Hülasa Allah kimseyi roman kahramanı yapmasın…

Ahmet Furkan Çakır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir