Edebiyat

SUÇ VE CEZA

“Namuslu olmak sizi diğer insanlardan üstün yapmaz, övünme hakkını size vermez, zaten herkes yaşadığı sürece namuslu olmak zorundadır.” Günümüzde de dilden dile dolaşan “namus” herkeste olmalıdır; üstelik namus sadece bedene ait değildir. İnsan karakteriyle namuslu olmalıdır, insanlığıyla namuslu olmalıdır. Herkes olmalıdır ve olan bunu bir giysi gibi değil de bir deri gibi geçirmelidir üstüne.

             Başkarakterimiz, Rodya Romanoviç Raskolnikov adında yoksul bir gençtir. Hukuk öğrenimi gören Raskolnikov, akıllı ve yetenekli bir gençtir fakat maddi durumundan dolayı eğitimini yarıda bırakır. Kendini geçindirmek için Alonya adında tefeci bir kadına rehin vermektedir ama bu kadının aç gözlülüğünden iğreniyordur; onu öldürmeyi düşünüyor, bu sayede dünyayı kötü bir parazitten kurtaracağını düşünüyordur ve aynı zamanda maddi durumunu düzeltecektir. Fikirleri ise Batı’dan gelen siyasi ve felsefi düşüncelerle doludur. Ayrıca, daha yüksek bir amaca hizmet eden bir cinayetin kabul edilebilir olduğuna inanır. Sürekli hesap kitap yapan Raskolnikov, bir gün tesadüfen kadının kız kardeşinin ertesi gün evde olmayacağını, evde tek kalacağını duyar. İşte beklediği an gelmiştir, fakat işler pek planladığı gibi gitmez çünkü alacağı baltanın olduğu mutfak her gün boş olmasına rağmen o gün değildir. Raskolnikov hemen karşıdaki binadan bir balta bularak kadının evine gider. Kadın ile konuşurken sürekli şüphelenildiğini hissetmeye, paranoyak olmaya başlayan Raskolnikov sonunda öldürür kadını. O anda Alonya ile yaşayan kız kardeşi eve gelir ve Raskolnikov onu da öldürmek zorunda kalır. Paniğe kapılan Raskolnikov ne yapacağını bilemez halde birkaç parça eşya alır ve kapıdaki adamlar gider gitmez evden ayrılır. Aldığı eşyaları ne yapacağını çok düşünür, en sonunda da bir bahçeye gömer. Kimse tarafından görülmediğini bildiği halde Raskolnikov tedirgin haldedir ve hastalanmıştır. Arkadaşı Razumihin ona bakmaya gelir, onunla ve geldiği zaman ailesi ile ilgilenir. Raskolnikov’un annesi ve kız kardeşi onun yanına gelirler çünkü Dunya evlenecektir ve annesi mektupta bahsettiği için haberi vardır fakat onaylamamaktadır. Çünkü durumları iyi olmadığı için evlendiğini düşünmektedir Dunya’nın. Kendine biraz geldiği zaman dışarı çıkar Raskolnikov ve böylece rastgele tanıştığı bir adam olan Marmeladov’un öldüğünü görür. Hayatındaki bir diğer kadın Sonya’dır. Sonya ise Marmeladov’un kızıdır ve adam öldüğünde onlara yardım ederken tanışır. Sonya, ailesine bakmak için hiç istemediği kötü yollara sapmış bir kızdır ama çok inançlı ve iyi yüreklidir. Günler geçerken bir gün ödenmemiş bir borç yüzünden karakola çağrılır ve polislerin yanında baygınlık geçirir. Günlerce hasta yatar. “Katilin cinayet yerine dönmesi” kuralına uygun olarak, yakalanmayı ve rahatlamayı, arınmayı isteyen genç adam, öldürdüğü tefeci kadının evine gelir. Komiserle tanışır ve davranışlarıyla dikkat çekerek soruşturmanın baş zanlısı olur. Zeki bir adam olan Komiser Porfiry Petroviç, Raskolnikov’un katil olduğunu düşünür. Aralarında psikolojik savaş devam ederken günler geçiyor, Raskolnikov artık gayet aklı başında olmasına ve kurnazca düşünmesine rağmen kendini kaybetme noktasına geliyordu. Bu sırada da Sonya’ya sırrını açtı Raskolnikov. Sonya ona teslim olması gerektiğini söyledi; başta kabul etmese de en sonunda bu psikolojik savaşta mağlup oldu Raskolnikov. İtiraf etmeye gittiğinde vazgeçip geri döndü ama hemen sonra geri giderek suçunu itiraf etti genç adam. Kürek cezasına çarptırıldı ve o cezasını çekerken Sonya da onun olduğu hapishanenin yakınına taşındı. Bu sırada Razumihin ve Dunya evlenmişti ve sıklıkla Sonya ile haberleşiyorlardı. Raskolnikov başlarda kendini her şeyden soyutlamıştı ve Sonya ile bile konuşmuyordu fakat zaman sonra ona âşık olduğunu fark etti. Sonya onu bekleyecekti ve sadece yedi yıl sonra kavuşacaklardı.

               Rus edebiyatının en önemli temsilcilerinden olan yazar Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, ilk romanı “İnsancıklar”ı yayınladığı zaman ünlü eleştirmen Belinski ondan “geleceğin büyük yazarı” olarak bahsetti. Suç ve Ceza’yı sürgün yıllarında yazan Dostoyevski olgunluk döneminin ilk eserini vermiş, eseri 1800lü yıllarda yazmış olmasına rağmen bugünün tahlilini yapmıştır adeta. Ayrıca karakteri ve ruh halini o kadar başarılı bir şekilde yansıtmış ki yazar, karakterle bir oluyorsunuz okurken, onunla terliyor, hastalanıyor ve dahi panikliyorsunuz. Adeta bir psikolojik başyapıt. Hatta doğruluğu kesin olmamakla birlikte bir savcının Dostoyevski’ye dava açtığı söylenir. Sebebi ise şöyledir: “Bir caninin ruhsal durumunu bu kadar gerçekçi ve ayrıntılı anlatan bir kişinin geçmişinde kesinlikle bir cinayet saklıdır.”  Eser yaklaşık yedi yüz sayfa olmasına ve içinde bolca psikolojik tahlil bulunmasına rağmen oldukça akıcı ve sade. Ayrıca 1970 yılında aynı adla Rus sinemasına uyarlanmış filmi de bulunmaktadır. Şimdiden okuyacaklara iyi okumalar, izleyeceklere iyi seyirler!

İlayda İNCE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir