Sanat,  Tiyatro

Sanatçı Kaprisi

Tiyatro neyi ifade eder? Kimimiz için bir yerlere çıkıp artistik hareketlerle rol kesmeyi, kimimiz içinse yine bir yerlere çıkıp soytarılık yaparak insanları güldürmeyi, hatta çok az bir kesimimiz için, hayatın gerçeklerini doğanın oynayanlara sunduğu yeteneklerle bizlere aktarmasını da ifade edebilir. Bana kalırsa tiyatro, ruhumuzla bedenimizin birlikteliği ve bu dünyada var olduğumuzun bir göstergesidir. Görebilmek, hissedebilmek, duyabilmek, farkında olabilmektir. Tanımında da yer alır ya  “İnsanı insana insanla anlatma sanatı.“ Tam da öyle işte, yanlışlarımızı gözler önüne sermenin en tatlı yollarından biridir. Bu güzel sanata katkıları olanları da hep merak etmişimdir. Zaten kendini keşfetmek, muhakeme edebilmek de bir merakla başlamaz mı her bireyin hayatında?

Hayatını adayacağı sahneye henüz on yedi yaşında genç bir delikanlıyken çıkar. Birçoğumuz için önem taşımayan ama hatırlandığında ne kadarda kıymetli bir yaştır on yedi. Kim bilebilirdi ki o yaşlardaki genç bir delikanlının tutkulu olduğu sanat aşkıyla Avrupa’ya giderek ülkemizde modern tiyatronun temellerini atacağını? Sonra da Nazım Hikmet’le Rusya’da film çekeceğini? Geleceğimizi görmek bazen zor olabilir ama geçmişimizi araştırır ve onu anlayabilir, kavrayabilirsek o zaman geleceğe yönelik izlenimlerimiz, beklentilerimiz, umutlarımız, hayallerimiz çok daha gerçekçi temeller üzerine oturtulur. Bunun farkında olmanız temennimle şimdi sizlerle paylaşıyorum bu güzide anıyı.

Atatürk’ün uzun yıllar yakınında hizmetkârlığını yapan Cemal Çelebi Granda adlı uşağın “ Atatürk’ün Uşağı İdim “ isimli kitabından dolaylı olarak alıntılanmıştır.

1931 yılı idi. Dr. Reşit Galip yanına bir tiyatro oyuncusunu alarak Çankaya’ya gelir. Sofrada henüz herhangi bir konu açılmamışken,  Atatürk oyuncuya dönerek; “Faruk Nafiz Çamlıbel’in ‘Akın’ piyesini nasıl buldunuz? Biz bu eseri sizin sahneye koymanızı ve sahnenizde oynanmasını istiyoruz.“ der.

– O sırada devrimi yayacak ve yerleştirecek ulusal yapıtlara şiddetle ihtiyaç vardır. Devrimci yazarlar, edebiyatçılar kollarını sıvamışlar, gece gündüz uğraşıp, modern Türkiye’nin devrimlerini destanlaştırmaya çalışırlar. Faruk Nafiz’in Türk tarihini konuşturan “ Akın “ piyesi de “Kahraman“ piyesi gibi Atatürk’ün emriyle yazılmıştır. –

Oyuncu: “Eseri henüz incelemedim, yalnızca bir göz gezdirdim.“

Atatürk: “Öyleyse hemen bu eserde yazılı olan mısralardan en güç konuşulanı bize sahnedeymiş gibi lütfediniz.“

Oyuncu: “Paşam, nasıl balıklar sudan çıktıklarında yaşayamazsa biz de sahneden başka yerde ne konuşabilir ne yaşayabiliriz.“

Bunu bir artist kaprisi sanan Atatürk gücenir hatta öfkelenir. Israr ve tartışmalar uzadıkça uzar. Artık sofra paydos olmuştur.  Misafirler giderken Atatürk oyuncuya dönerek; “Sen bu eserde muvaffak olamayacaksın.“ der. Oyuncu karşılığında; “Muvaffak olmaya çalışırım Paşam.“ der.

Son olarak Atatürk; “Şimdi seninle bahse girelim, piyesi gelip seyredeceğim. Ama dikkat et rolünü iyi oynamazsan seni bizzat ben tenkit edeceğim, kötü bir aktör olduğuna inanacağım. İyi oynarsan o zamanda gerçek bir sanatçı olduğuna inanacağım.“ der ve oyuncu bahsi kabul eder.

1932 yılının 19 Şubat akşamı Atatürk’ün “Akın“ piyesini görmek üzere Tepebaşı Dram Tiyatrosuna gelişi başlı başlına bir sanat olayı, Türk Tiyatrosu için de tarihsel ve unutulmaz bir gecedir.

Bahse girilen oyuncu, Atatürk’ün onuruna sahnenin tam karşısına düşen iki locayı birleştirmiş büyük bir loca meydana getirmiş ve süslemiştir. Temsil ilerledikçe Atatürk’ün ilgisi artar, bakışları yumuşar ve ilk perde kapanmak üzereyken yanaklarından iki damla gözyaşı süzülür. Perde kapandıktan sonra en değerli alkışlar Atatürk locasından yükselir. Temsilden sonra Atatürk, iddiaya girdiği oyuncuyu ve üç arkadaşını locaya çağırıp kutlar.

Atatürk güzel sözlerle sanatçının gururunu okşarken oyuncuya şöyle der ; “Bahsi kazandın. Sen bizim değerli sanatkârımızsın.“

Kitapta adı ile hitap edilen, modern tiyatromuza emekleri ve sinemamıza ilk uluslararası ödülünü kazandıran değerli Oyuncu, Yönetmen ve Yapımcı Muhsin Ertuğrul’dur.

70. Sanat yılına 6 gün kala ( 23 Nisan 1979’da ) Ege Üniversitesi tarafından kendisine Fahri Doktor unvanı verilir. Unvanını almak ve adına düzenlenen 70. Sanat yılı şenliklerine katılmak için İzmir’e giden Muhsin Ertuğrul geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumar. Bedenen aramızdan ayrılalı 41 sene geçti değerli ustanın. Ama yaptığı çalışmalar o kadar naçiz ki, bugün hala onun yaptıklarıyla ruhlarımız yücelmeye, zihinlerimiz karanlıktan çıkarılan bilgilerle aydınlanmaya devam ediyor.

Oyun Önerisi: Pandaların Hikâyesi

Yasin Yunus ÖNAL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir