Tarih,  Toplumsal Konulu Yazılar

Türk Yakın Tarihinin Kara Gecesi: 6-7 Eylül Olayları

Takvimler 6 Eylül 1955’i gösterirken, İstanbul Ekspres isimli gazetede bir başlık dikkat çeker. O başlıkta da: “Atamızın evi bomba ile hasara uğradı.” ibaresi geçmekteydi. İşte asıl olaylar, tam olarak bu gazeteye ait bu başlığın ortaya atılmasından itibaren başladı.

            Geçmişten bugüne dek süregelen Yunan-Türk anlaşmazlığı, 1950’li tarihlerde Demokrat Parti’nin ve Adnan Menderes’in iktidara gelmesiyle yerini oldukça ılıman bir havaya bırakmıştı. Heybeliada’da açılan Ruhban Okulu ve Fener Rum Patriği ile Menderes arasında geçen görüşmeler, o zaman için iki ülke ve millet arasındaki buzların çözüldüğünü ve durumun gayet iyiye gittiğini düşündürmekteydi. Öteki yandan “Varlık Vergisi” ve 1955’ten itibaren mevzu bahis olan Kıbrıs Sorunu ile bu iki ülke diplomasisi hatırı sayılır derecede zarar görmüş ve aralarındaki ılıman havayı kaybetmişlerdir.[1] Özellikle Londra Konferansı sonrasında Yunanistan’ın Kıbrıs içerisindeki ciddi miktarda Türk’ü görmezden gelerek ve yalnızca Rum varlığını öne sürerek İngiltere temelli bir hak beyanında bulunması, Türk siyasilerinin ve aslında kısmen Türk halkının ilgisini çekmişti. Tüm olaylar zaten bu kadar karışık iken, 6 Eylül’de Selanik’ten bir bomba haberi gelmişti. Gelen haberlere göre Atatürk’ün Selanik’teki evine bir saldırı düzenlenmişti.

            Adnan Menderes’in Yassıada Mahkemeleri’ndeki savunmasında bu tür saldırının bir Türk’ün elinden çıkamayacağı ibaresini görmekten bir yana, gazetelere verilmiş bu haberin Menderes tarafından Kıbrıs Sorunu üzerine gazeteye yollanmış bir haber olduğuna dair rivayetler halen daha günümüzde tartışılmaktadır.

            Haberin İstanbul Ekspres, Cumhuriyet ve Hürriyet Gazetelerinde lanse edilme biçimine baktığımızda olayın sorumlusu en başta Komünist topluluklar olarak görülmüştü. Sonrasında derece olarak sağcı gruplar tarafından olayın sorumlusu yer yer “aşk salonu” olarak adlandırılan yerlerde çalışan kadınlar ve “çapulcu, çingene” olarak toplumun ötekileştirilmiş kısımlarındaki insanlar olarak gösterilmiştir. [2] Ayrıca ilerleyen tarihlerde de olaya ilişkin yapılmış haberlere baktığımızda milliyetçi bakış açılarından bakıldığında bambaşka, azınlıklar açısından bakıldığında bambaşka olan şekillerde anlatımlara da rastlamamız oldukça mümkün.

            Olay, başta Kıbrıs Türktür Derneği ve Türk Talebe Federasyonu gibi öğrenci ve fazlasıyla milliyetçi gruplar tarafından başlatılmıştır. Arnavutköy gibi semtlerde başta Rumlara, daha sonrasında diğer etnik gruplara ait olan dükkanlar ve mülklere, ayriyeten ciddi sayıda ibadethanelerine de zarar verilmiştir. Daha sonrasında bu durum “bir Müslümanın bunu yapmayacağı” ihtimali ile komünist gruplar üstüne atılmıştır. Ancak içlerinde Ara Güler gibi başarılı bir sanatçımızın olduğu bu Rum topluluğuna ciddi miktarda maddi ve manevi hasar verilmiştir. Olayların ağır geçtiği diğer bir il ise İzmir’di. İzmir’de toplanan aşırı milliyetçi gruplar önce Yunanistan bayrağını ateşe vererek daha sonrasında Yunanistan Başkonsolosluğu’na saldırıda bulundular. Daha sonrasında anavatanına dönen Rumların geçişini de gazeteler “fırsattan istifade kaçan Rumlar” olarak lanse etti.

            Olaylar sonrasında Patrik’ten Menderes’e yollanan telgraflar ve Menderes’in bizzat kendinin Beyoğlu’na giderek galeyana getirilmiş topluluğu sakinleştirme çabalarıyla olay son buldu. Ancak geriye çok ciddi miktarda zarar görmüş bir Türk diplomasisi, belki de Türkiye’den ayrılmayı hiç tercih etmeyen ancak gitmek zorunda kalmış ve burada kaldığı halde tüm bu yıkımdan kurtulmuş ayakta kalmaya çalışan Rum aileleri kaldı. Sonrasında Rumlara yönelik ciddi maddi seferberlik ve desteklerle hal biz nebze de olsa düzeltilmeye çalışılmıştır. Yine de bugün bile hala iki millet arasına derin bir mesafe koyan bir gerçek olarak tarihte kalmıştır. Olaylar sonrasında Kıbrıs Türklerindir Derneği 1956’da kapatılmıştır ve tıpkı bugünün Boğaziçi Olayları gibi “tehlikeli” olduğu belirtilen grupların tutukluluklarına son kararı verilmiştir. Tüm bunların sonucunda da DP ciddi miktarda kan kaybetmiş, iktidarı elden kaybetmenin en sağlam adımlarını bu olaylarla atmıştır.

                                                                                                       Öykü Nieves Öder


[1] Erhan Ayaz, Kırıkkale Üniversitesi, 6-7 Eylül Olaylarının Türk Gazetelerindeki Yansımaları, 2015, sf.82-92.

[2] Duygu Onay Çöker, Kurgulanmış Gerçekliğin Sorgulanması: Türk Toplumsal Belleğinde 6-7 Eylül Olayları, 2012.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir