Sanat

RÖNESANSIN DEVLERİ: LEONARDO DA VİNCİ VE MİCHELANGELO

Leonardo Da Vinci, 1452’de Floransa’da kamu görevlisi bir baba ve kimliği belli olmayan ancak hakkında tahminler yürütülen bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Kendisi, Floransa’da Andrea del Verrocciho’nun öğrencisi başta olmak üzere, Sforza ailesi için çalışmakla devam eden başarılı bir meslek hayatına devam etmiştir. Da Vinci, mesleğini icra etmenin en başından itibaren kendine has tarzıyla öne çıkmış ve resimlerinden o olduğunu anlayacağımız tipik dokunuşlar ile adını duyurmayı bilen bir ressamdı. Ressam olmanın ötesinde, kendisini bir mucit olarak tanımlamak da mümkün. Toplumun çoğu kesimince tanınan, saraya ve yöneticilerine istediklerini veren bir ressam olan Leonardo, insanlarla iyi iletişim kurmayı bilen biriydi.

Öte yandan Michelangelo di Lodovico Buonarroti Simoni adıyla 1475 tarihinde Floransa’da doğmuş olan ve bizim kısaca Michelangelo olarak bildiğimiz ünlü heykeltıraş, Da Vinci’nin aksine birbirine daha sıkı bağlarla bağlı olan bir ailede ve yine kamu görevlisi bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Michelangelo, genç yaşından beri yapmış olduğu başta Pieta ve özellikle Davut heykelleri ile tanınmaktaydı. Yine Leonardo’nun tersi olarak, Michelangelo genel anlamıyla daha yalnız olmayı seven ve ona nazaran daha asi, daha keskin bir karakter figürü çizmekteydi. Birbirlerinin bu kadar zıttı iki karakter olarak, aynı şehirde doğup büyümüş olmak ve bu kadar başarılı iki sanatçı olmak onların birbirleri ile iletişimini ve Rönesans’ı nasıl etkilemişti?

Buna en basit örnek olarak Rafael’nun cuola di Atene yani bizim bildiğimiz adıyla Atina Okulu isimli eserinde aslında Platon ve Aristoteles’in resmedildiği kısmına dikkat çeksek de diğer bir önemli husus da fresk içerisinde bulunan kişilerin birbiriyle iletişim içerisinde bulunması ancak merdivenlerde, en başta oturmakta olan karakterimizin, yani aslında Michelangelo’nun yalnız tasvir edilmesi ve bununla beraber Plato’nun da üzerindeki pembe tonlardaki giysisi ile odakta olan Leonardo’yu görmemizdir. Bu esere bu açıdan baktığımızda, bu ikisinin toplum ve çevre açısından nasıl görülmüş oldukları hakkında çok açıkça bir çıkarımda bulunabiliriz.

Diğer bir yandan asıl kısma gelecek olduğumuzda, hem Michelangelo hem de Da Vinci, Rönesans’ı ileri noktalara taşıyan ve dünya üzerinde halendaha çok fazla konuşulmakta olan eserlere sahip olan iki isim. İkisi de mimarlık veya şekillendirmede oldukça iyiler. Leonardo’nun Sultan Bayezid emrinde Haliç için tasarlamış olduğu ve bugün kendi adını taşımakta olan köprü modeli, Michelangelo’nun üstün heykel şekillendirme yeteneği gibi alanlarda ikisinin de uzmanlıklarını açıkça görebilmekteyiz. Bir farklılığa değinecek olursak, Da Vinci’nin eserlerinde mümkün oldukça kadın bedenine yer vermemesi ve bu durumu tercih etmemesi hatta bunun yerine “bukleli genç erkek” figürlerinin açıkça yer aldığının ama Michelangelo’nun ise kadın figüründen çekinmediğini ancak bu figürleri daha çok trans bireylere benzeterek resmettiğini de görebiliriz. Bu gibi ufak detay farkları ve metod farklılıkları, mevcut dönemin sanat kültürünü oldukça zenginleştirmiştir.

Birbirleri ile olan iletişimlerine gelirsek, bu kısmın da oldukça çekişmeli ve Michelangelo’nun sivri dilliliğinden ötürü biraz mesafeli olduğunu söylemek yanlış olmaz. Leonardo’nun Sforza ailesi için yapmayı denediği bronz döküm at heykelinin başarısızlıkla sonuçlanması ve Michelangelo gibi başarılı bir heykeltıraşın bunu kendi üslubunca eleştirmiş olması Leonardo’yu kızdırmış ancak Leonardo buna bir tepki vermemiştir. Diğer bir yandan, kendi bakış açıma göre yorumlayacak olursam da Michelangelo gerek yaşından gerekse de karakterinden ötürü Leonardo’nun herkesçe bilinmesini ancak kendi şöhretinin henüz ilk tanıştıkları dönemde olması gerektiği yerde olmadığını düşündüğü için ona bir miktar kıskanmış olabilir. Tabii, bu sadece kişisel bir tahmin.

Son olarak, hem Leonardo hem de Michelangelo dönemlerinin ötesinde ve mükemmel sayılabilecek eserler vermişlerdir ve bu eserler günümüzde bile popülaritesinden ve değerinden hiçbir şey kaybetmeden sergilenmeye devam etmektedirler. İki ismin de Rönesans sanatına olan katkıları ve gelişimleri asla yadsınamaz. Bu kadar farklı iki karakter ve bu kadar estetik eserler, tüm bu sanat ise sahip olduğumuz en güzel zenginliğimizdir. Sanatla kalın.




 

Öykü Nieves Öder

Kaynakça:

https://wannart.com/icerik/24899-ezeli-rekabet-da-vinci-ve-michelangelo
https://www.michelangelo.org/michelangelo-and-da-vinci.jsp
https://tr.wikipedia.org/wiki/Atina_Okulu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir