Edebiyat

ANADOLU’DA “DİVAN EDEBİYATI”YLA TÜRKÇE’YE DÖNÜŞ

Anadoluya Göç ve Türkçeden Uzaklaşma Macerası

Öncelikle değinilmesi gereken temel faktör Türkçeden neden uzaklaşıldığıdır.Bu X. Yüzyıla dayanır ve elbette etkileyen pek çok unsur vardır.Türkler gerek islam ile gerekse islam ülkeleriyle hem göç hem de çeşitli savaşların aracılığıyla tanışmış ve bu yeni ama pek de yabancı olmayan kültüre kitle kitle ilgi duymaya başlamıştır.Hepimizin pek ala bildiği üzre,İslam ile Göktanrıcılık arasında temelde büyük benzerlikler göze çarpmaktadır.Bunlara misal sayılacak pek fazla unsur vardır;Tek ilah veya cennet-cehennem gibi…Bu gibi faktörler bu olguyu pek fazla hızlandırmış ve bu hız X. Yüzyılda pek önemli bir ivme kazanmıştır.Bu tarihle beraber karşımıza Türk-İslam devletleri çıkmaya başlamıştır.Bu olgular ve siyasi olaylar artık yeni medeniyetin habercisi olmuştu…”Türk-İslam medeniyeti”…

Peki türkler İslamiyeti kimden öğrendi?

Elbette Araplardan ve dahi Acemlerden…Türkler göçlerle-Malazgirt Savaşına kadar ki zamanı elealırsak-şimdiki İran,Irak ve Suriye gibi pek fazla Acem ve Arap nüfusunun bulunduğu coğrafyaya yerleşip buraları yurt edinmişlerdir.Bu kitleler hareketi içerisinde tabî olarak Türk alimlerde vardı.Bunlar bu göç hareketiyle beraber bu coğrafyalarda eğitim ve öğretim görmeye başlamışlardı.Bununla beraber bu alimler artık Arapçayla ve özellikle Farsçayla tanışmışlardı.Artık Türkçeyi önemsemiyor şiire ve ilime daha yatkın olan ve Kuran-ı Kerim’in dili olan Arapçaya ve dahi Farsçaya önem veriyorlardı.Onlar hak vermek lazım ki Arapça ve Farsça karşısında Türkçe çok zayıf bir dildi.Bu dillerin sessel ahengi ve musikiye yatgınlığı şiir yazmayı kolaylaştırıyordu.Buraya kadar ulemaların penceresinden baktık bir de halk faktörü vardı.Halk temiz ve duru Türkçesini korumayı başarmıştı.Pek fazla Arapça ve Farsça bilmedikleri ortadaydı.Bu Yüksek Zümre Edebiyatı’nı doğurdu ve dolayısıyla edebiyatta sınıflar meydana heldi.Elbette halk arasında ozanlık devam etmekteydi ancak buna paralel olarak artık Türk dünyasında yeni bir edebiyat akımı başlamıştı;Yüksek Zümre Edebiyatı…

Yüksek Zümre Edebiyatı medrese eğitimi görmüş ve Arapça,Farsça kalem oynatan bir üst sınıf grubuna verilen addır.Bu edebiyat anlayışı farklı milletlerin ortak bir medeniyeti sayılır.Nedir bu ortaklıklat?Nazım şekilleri,ortak terimler,ortak şiirler ve kalıplar gibi…Peki bu taklitçilik midir?Elbette hayır.Nasıl yeni Avrupa edebiyatında müşterek bir roman,deneme ve tiyatro gibi kavramlar veya -tıpkı Yüksek Zümre Edebiyatında da olduğu gibi- sonnet ve octave gibi nazım şekillerini bulunmasına rağmen milli Fransız veya Alman edebiyatlarından bahsedebiliyorsak bu edebiyatta da durum böyle düşünülmelidir.Elbette ilk zamanlar da taklitçilik pek fazla vardır ancak zaman geçtikçe Divan Edebiyatı da millileşecekti…Bunun için gerekli olan sadece zamandı.Ve ilerde de değineceğimiz gibi Divan edebiyatı olumlu bir kollektif anlayışıyla temelde Türkçenin ve dahi Arapçanın,Farsçanın katkılarıyla güçlü ve milli bir edebiyat olacaktı…

Ahmet Furkan Çakır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir