Edebiyat

BEYAZ GEMİ

             “Çok insanlar, hastalıktan çok, içlerini kemiren, dinmek bilmeyen hırstan, olduklarından fazla görünmek istemelerinden ölürler.” Doğasında sevgi varken neden hırstan gözü kör olur insanın? Hırs yol açmaz mı zaten birçok kötülüğe? Hırsla beraber getirdiği diğer kötü duygular kemirir insanın içini çünkü bazı duyguların fazlası öylesine zararlıdır ki, insan ne olduğunu anlayamadan ölür; önce içten içe, sonra tümüyle.

              Başkahramanımız 8 yaşına basan isimsiz bir çocuktur. Çocuk annesi ve babası tarafından terk edilmiş ve dedesi ve üvey ninesiyle yaşamaktadır. Ailecek ormancılıkla uğraştıkları için ormanda yaşıyorlardır ve sadece 3 hane vardır burada. İlk evde Mümin dede, ninesi ve çocuk; ikinci evde dedesinin büyük kızı Bekey hala ile kocası Orozkul; üçüncü evde ise işçi Seydahmet, karısı Gülcemal ve küçük kızları yaşamaktadır. Bir de köpeği Beltek vardır Çocuğun dünyası onlardan ibarettir çünkü hiç arkadaşı yoktur ve okula henüz başlamamıştır. Fakat hayalperesttir, doğayla konuşmayı sever kahramanımız.; kayalara isim verir ve onlarla sohbet eder. En sevdiği şeyler dedesinin dere kıyısında ona yaptığı küçük gölette yüzmek, dedesinden Boynuzlu Maral Ana hikayesini dinlemek (dedesine göre hepsi Maral Ana’nın soyundan gelir), dedesinin dürbününü alıp dağa çıkmak ve oradan kasabaya, Işık Göl’e ve San-Taş Vadisi’ne bakmaktır. Her akşam dürbünüyle dağa çıkıp kısa süre görünüp kaybolan Beyaz Gemiye bakar çocuk, onun yolunu gözler ve hep orada olmak ister çünkü babasının Beyaz Geminin kaptanı olduğunu düşünür. Bir gün insan başı olan bir balık olup beyaz gemiye kadar yüzeceğine ve babasıyla konuşacağına inanır hep.  Mümin dede iyiler iyisi bir insandır ve çok çalışkandır. Orozkul korucubaşıdır ve Mümin ile Seydahmet ona çalışır ama çok kötü kalplidir. Karısı Bekey kısırdır ve bunu onun suçuymuş gibi görür. Her akşam içip içip döver karısını. Arkadaşlarıyla içtiği zamanlarda sarhoş olup onlara tomruk sözü verir ama iş onu söküp vermeye gelince de her seferinde pişman olur. Günler böyle geçerken arada bir vadiye çıkan, içinde birçok eşya bulunan ‘Maşin Mağaza’ gelir bir gün. Dedesi çocuk seneye okula başlayacağı için ona okul çantası alır. Sıradan bir çanta olsa bile dünyalar çocuğun olmuştur. Aradan uzunca zaman geçer ve çocuk okula başlar. Okul çok uzakta olmasına rağmen Mümin dede her gün at ile çocuğu okula bırakır, sonra da okuldan alır. Çocuk bir gün yol kenarındaki kayalarıyla oynarken San-Taş yakınlarından kuru ot almaya gelen beş-altı kamyonluk bir konvoy görür ve takılır peşlerine. Çocuğu görene şoför durur, adı Kulubeg’dir ve çocukla biraz sohbet eder; ona dedesini tanıdığını ve selamını söyleyerek ayrılır. Ertesi gün Mümin dede ve Orozkul tomruk taşırlarken çocuğu alma vakti gelir ama Orozkul dedeye izin vermez ve işe devam ederler. Bu esnada uzun zamandan beri ormanda görülmeyen Maralları görür dede fakat ilgilenemez. Tomruğu çaydan geçirirken sıkışır; ne kadar uğraşsalar da çıkaramazlar ve dede dayanamayıp orayı öylece bırakarak çocuğu almaya gider. Orozkul sinirden deliye döner. Çocuğu getiren öğretmeni yol üstünde bulur Mümin dede ve bir daha olmayacağına söz verir. Çocuk dedesiyle konuşmaz, küsmüştür. Mümin dede çocuğun gönlünü almak için Boynuzlu Maral Ana’yı gördüğünü söyler ve çocuk çok sevinir bu habere. Eve geldiklerinde Orozkul hala çok sinirlidir ve yine Bekey halayı dövmüştür. Çocuk üzülür ve yatmaya gider. O gece müthiş bir fırtına ve tipi başlar. Kulubeg ve arkadaşları yolda kaldıkları için Mümin dedenin evine sığınırlar. Evdeki hava biraz yumuşar fakat bu sırada çocuk hasta olmuştur. Sabah kamyoncular ayrılırlar ve onların peşine Orozkul’un tomruk sözü verdiği adam gelir, adı Koketay’dır. Tomruk ise hala dün bırakıldığı yerdedir. Orozkul, Koketay ve Seydahmet tomruğu çıkartmaya çaya giderler ve Mümin dede affedileceği ve her şeyin düzeleceği düşüncesiyle peşlerine takılır. Onlar tomrukla uğraşırlarken yanlarından marallar geçer fakat ilgilenemezler. Tomruğu çıkarıp araca yükledikten sonra Seydahmet ve dede yine çalışmaya giderler ve o sırada Seydahmet maralları vurmak ister ve peşlerine takılır. Başta buna izin vermeyen dede belki Orozkul affeder düşüncesiyle istemeye istemeye vurur maralı. Çocuk uykusundan kahkaha sesleriyle uyanır dedesini et dolu kazanın ateşiyle oynarken görüp yanına yaklaşır, seslenir fakat dede duymaz. Az ilerde Bekey’i, Seydahmet’i, Gülcemal’i ve Koketay’ı görür. Hepsi de yiyip içmekte ve eğlenmektedirler. Çocuk önce neler olduğunu anlamaz. Avlunun dışında henüz kanı kurumamış geyik derisini, bağırsak eşeleyen Beltek’i ve elindeki baltayla Maral Ana’nın boynuzlarını kırmaya çalışan Orozkul’u görünce neler olduğunu anlar ve dünyası başına yıkılır. Koşarak dönüp yorganın altına saklanır ve hayal kurmaya çalışır fakat yine kahkahalarla kendine gelir. Seydahmet neler olup bittiğini anlatmaktadır ve çocuk duyduklarını hazmedemez. Yine dışarı çıkar ve dedesini yerde yatarken görür çünkü o da kendi yaptıklarını hazmedemez. Çocuk dedesinden bir tepki alamayınca balık adam olup babasına ulaşacağını düşünerek koşar ve kendini dereye atar. Hızla akan su çocuğu alıp götürür fakat çocuk hiçbir zaman balık olmayacaktır. “Merhaba Beyaz Gemi! Ben geldim.”

             Kitap hakkındaki incelemelere baktığımız zaman kitabın çok katmanlı olduğuna şahit oluyoruz. Alegorik bir eser olan Beyaz Gemi’de, beyaz renk; özgürlüğü, gemi; sonsuzluğu, çocuk; Sovyet egemenliğindeki Kırgızistan’ı, baba; Kırgız halkının vaktiyle özgür olduğu günleri, umudu, dede; tüm Kırgız halkını, iyiliği ve ezilmeyi, Orozkul ise Rus’un kulu; yerli işbirlikçileri temsil etmekteydi.

            Dünyaca ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov, adına söyleşiler yapılan, konferanslar düzenlenen usta bir kalemdir ve eserleri yüz elliyi aşkın dile tercüme edilmiştir. Kırgız Türkleri’nin tabii hayatlarını, acılarını, kahramanlıklarını, halkın içine düştüğü zor durumları ve daha pek çok meseleyi eserlerinde işlemiş, ayrıca Türk kültür ve felsefesine çok bağlı olan yazar, eserlerini mitoloji ve folklorik unsurlarla zenginleştirmiştir. Ayrıca yazarın 1970 yılında yazdığı “Selvi Boylum Al Yazmalım” eseri 1977 yılında Türkiye’de beyaz perdeye uyarlandı. Aytmatov, 2008 yılında geçirdiği bir böbrek rahatsızlığı yüzünden hayata gözlerini yummuş ve tüm Türk coğrafyasını büyük bir kedere boğmuştur.

Okuyacaklara şimdiden iyi okumalar dileriz!

İlayda İNCE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir