Edebiyat

ALTINCI KOĞUŞ

“Gerçi elimizin altında kitaplar var ama bu canlı sohbetin, karşılıklı ilişkinin yerini tutmuyor. Çok da doğru olmayan bir kıyaslama yapmama müsaade edecek olursanız, bence kitaplar notaya, sohbet ise şarkı söylemeye benziyor.” Özellikle de son zamanlarda elimizin altında olana ihtiyacımız vardır elbette ama insana insan gereklidir. Notalar tek başına da yetebilir ve güzeldir ama insan şarkı söylemeye de ihtiyaç duyar. Bazı şeyler söze dökülmelidir hayatımızda. Notalar tek başına da anlamlıdır ama şarkı gerek bizlere.

                Rusya’nın küçük bir taşra kasabasındaki bir akıl hastanesinde geçiyor kitabımız. Bu hastanede özel hastaların kilit altında tutulduğu özel bir bölümdür Altıncı koğuş. Hastanenin avlusundaki ek binada bulunan ve beş kişinin yaşadığı bu koğuşta kalan hastalardan biri de İvan Dmitriç’tir. İvan Dmitriç aslında eğitimli ve bilgili birisidir fakat takip edildiği ve tutuklanacağı düşüncesiyle bir nöbet geçirir ve sonrasında altıncı koğuşa getirilir. Andrey Yefimiç ise uzun yıllardır hastanede bulunan bir doktordur. Çokça okuyan, toplumun geldiği noktayı bariz bir şekilde gören fakat hiçbir şey yapmayan, yapamayan bir doktordur. İnsanlarla sohbeti sevmez çünkü herkes ona göre aynıdır. Bir rastlantı sonucu İvan Dmitriç ile ufak bir diyalogda bulunan doktor sonunda gerçekten biriyle konuştuğunu hisseder ve her gün koğuşa hastayı ziyarete gelir. Bundan zevk alan doktor hastayla değişik konular hakkında türlü sohbetler edip türlü tartışmalara tutuşur ve nasıl da böyle aklı başında birinin bu koğuşta olduğuna hayret eder. Şöyle özetler aslında bu durumu; “Deliler ülkesinde akıl, bir kusur sayılır. Benim bütün hastalığım yirmi yılda kasabada bir akıllı insan bulabilmem ve bu bulduğum kişinin de deli oluşudur.” İvan Dmitriç’e göre toplum baskı görüyor, ahali bu baskı ve otorite yüzünden eziliyor. Bu durumda toplum adaletsizlik, haksızlık, kötülük ve yolsuzluk karşısında kayıtsız kalmaktadır. Dmitriç Doktorun da böyle olduğunu ima eder. Andrey Yefimiç bunların tam tersini iddia eder fakat zamanla içine düştüğü girdapta kendiyle boğuşurken bulur kendini. Doktor her ne kadar sonradan hastaneden uzaklaştırılmış ve istemeden emekli olmuş olsa da içinde her daim İvan Dmitriç’in yanına gitme isteği vardır. Gittikçe kendini kaybeden Andrey Yefimiç sonunda kendini o “deli”lerden biri olarak bulur. Onu Altıncı Koğuş’a yatırırlar. Buraya gelmesinin ardından çok kısa bir zaman sonra ise artık her şeyi anlayan biri olarak yatağında uyanmamak üzere bir uykuya yatar.

              İkilinin konuşmaları bize kitabın arka kapağında da söz edildiği gibi, Rusya’nın sorunlarıyla ilgilenmek yerine onları uzaktan izleyen Rus aydınının deliliğini anlatıyor. Adaletsizlik, yolsuzluk, hile ve toplumun içinde yaşamaya mahkum edildiği berbat bir düzen karşımıza çıkıyor. Düzenin düzensizliği de denilebilir aslında. Oldukça kısa ve akıcı olan bu eser, felsefe kitabı gibi ağır ve durağan bir havası olmamasına rağmen felsefi açıdan oldukça doyurucu bir kitaptır. Eser ilk kez 1892 yılında dönemin en popüler dergilerinden olan Russkaya Mısl’ın Kasım sayısında yayımlanmıştır ve büyük ilgi görmüştür. Hatta bir rivayete göre Lenin’de eseri okumuş, dehşete düşerek “Kendimi Altıncı Koğuş’a kapatılmış hissettim” demiştir.                Büyük Rus tiyatro yazarı ve modern öykünün en önemli ustalarından olan Antov Pavloviç Çehov, giriş-gelişme sonuç tarzında hikaye yazmaz ve kendine has bir tarz geliştirmiştir. Başı sonu belli olmayan bu tarz kesit hikayelere de “Çehov Tarzı Durum Kesit Hikayeciliği ve Örnekleri” denir. Bu türde merak ve heyecandan çok düşünceler ve duygular önemlidir. Okurken çokça düşüneceğiniz ve sorgulayacağınız bir eser Altıncı Koğuş, okuyacaklara ise şimdiden iyi okumalar!

İlayda İNCE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir