Gastronomi

NÖROGASTRONOMİ

       Gastronominin farklı bilim dallarını bir araya getirdiğini ve yeme-içme ile alakalı bir bilim dalı olduğunu daha önce anlatmıştım. Bugün yine gastronominin içinde olan ve son yıllarda çok popüler olan ‘Nörogastronomi’ konusundan bahsedeceğim.

       Nörogastronomi, yiyecek ve içeceklerin beynimiz tarafından nasıl algılandığı ve ne şekilde hatırlandığını inceleyen bir bilim dalı. Bu alanın ortaya çıkışındaki temel neden beynimizin hangi gıdayı sevdiği, hangisini sevmediği sorusuna yanıt aramasıdır. Biz farkında olsak da olmasak da gün içerisinde sürekli beynimize birtakım sinyaller gider. Kimi zaman bu sinyalleri hemen fark etsek de  çoğunlukla beynimize giden sinyalleri fark etmeyiz ve ilerleyen zamanlarda karşımıza çıktığında sanki o an gerçekleşmiş gibi düşünürüz, oysa ki beynimiz onu çok önceden depolamış fakat karşımıza yeni çıkartıyordur. Hafızamıza yüklenen bu deneyimler ise aradan yıllar geçse bile her karşılaşıldığında eski bir dost gibi hatırlanmakta ve anıları ortaya çıkarmaktadır. Oluşan bu anılar ortaya zihinsel imgelemeleri çıkarmaktadır. Zihinsel imgeler ise yemek yemeye olan güdülemenin artışını sağlamakta ve genellikle hayatımız boyunca aynı zevkle aynı yemekleri yemeyi tercih etmemize sebep olmaktadır.

        Nörogastronominin kullanım alanlarından bahsedersek  yemek deneyimini iyileştirmek, sağlıklı besinlerin daha lezzetli algılanmasını sağlamak, çocuk obezitesi, parkinson,alzheimer ve kanser gibi tat alma duyusunda hasara neden olan hastalıklarda, bireylerin yemeklerden tat almasını sağlamaya yönelik umut verici çalışmalar bulunmaktadır. Nörogastronominin diğer araştırmalarından biri de beyimizin yemeği algılama sebebinin nereden geldiğini öğrenmek. Geleneksel kalıntılar mı? Psikolojik temeller mi? Yemek yeme alışkanlıkları mı? Anılar mı? Bağımlık mı? Bu sorular üzerinden araştırma yaparak sonuca ulaşmaya çalışmaktadır.

          Nörogastronomiye göre, yemekten alınan keyfi belirleyen etmenlerden biri de  insanların dokundukları şeylerle arasındaki uyumdur. Dokunma eylemi insanların yeme-içme tercihlerinde oldukça etkilidir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki yeme-içme tercihlerinde masa örtüsünün ağırlığı, sandalyenin ağırlığı ve şekli, kullanılan menünün ağırlığı, masa örtüsü, yemek servisinde kullanılan çatal-bıçak, yemeğin ağırlığı gibi birçok şey etkilidir. Nörogastronomi burada olaya girerek insanların yedikleri şeylerden nasıl daha fazla keyif alabileceği ve deneyimlerini nasıl daha üst noktaya çıkarabileceği hakkında araştırmalar yapmaktadır. Örneğin yoğurt yediğimizde hissettiğimiz hafif ekşimsi tat beynimize bu uyarıyı göndermekte ve tekrar yoğurt deneyimi yaşayacağımız zaman bunu hatırlamaktadır. Fakat nörogastronomi ile yapılan araştırmalarda yoğurt daha hafif ve plastik bir kaşıkla yendiğinde yoğurttun daha pahalı olduğu hissi sonucuna ulaşılmıştır. Kaşığın sahip olduğu ağırlık yoğurdun tadını etkileyebilirken, kaşığın rengi ise yoğurdun beyinde algılanmasında farklı sonuçları beraberinde getirmektedir.

         Nörogastronominin gösterdiği bir diğer önemli nokta ise renkler.Beynimizde her rengin bir karşılığı var ve yediğimiz yemekten giydiğimiz kıyafete hatta acıktığımızda seçim yaptığımız restoranın tabelasındaki renklere kadar hayatımızın her yerinde karşımıza çıkan seçimlerimizi oldukça etkileyen bir durum.

Kırmızı; tutkuyu, gücü ve dışa dönüklüğü ifade etmektedir. Özellikle yiyecek içecek işletmeleri kırmızı rengi pazarlama aracı olarak kullanmaktadır. Açlık hissi verdiği söylenen kırmızı renginin gastronomiye etkisi büyüktür. En kolay örnek olarak fast food zincirlerinin logolarına ve renklerine bakarsanız büyük oranda kırmızı rengi tercih ettiklerini görürsünüz.

Beyaz; sadeliği, saflığı ve temizliği ifade etmektedir. Genellikle sağlıklı besinler olarak karşımıza çıkan beyaz renkli yiyeceklere soğan ve sarımsak örneğini verebiliriz.

Mavi; serinlik, sakinlik ve rahatlamayı ifade etmektedir. Genel itibari ile yeme-içmede iştah kapatıcı olarak karşımıza çıkan mavi renkli yiyecek ve içecekler çok tercih edilmemektedir.

Sarı, sıcaklığı ve canlılığı işaret eder. Yeme-içme sektöründe son birkaç yıla kadar çok fazla görmediğimiz bir diğer renk ise siyahtır. Koyu renk grubunun lideri olan siyah rengi hırsı ve soğukluğu ifade etmektedir. Moda sektöründe hiçbir zaman eskimeyen ve adından her dönemde söz ettiren siyah, artık yeme-içme sektöründe de namını oluşturmaya başladı. Aslında siyah renk, yiyeceklerin direkt kendisinden ziyade ambalajlama kısmında daha çok kullanılan bir renk. Çünkü elimize siyah renkte bir ürün aldığımız zaman ister istemez kendimizi zengin ve gösteriş içerisinde hissederiz ve o ürüne karşı daha farklı yaklaşırız. Bu yüzden yapılan ambalajlamalarda doğru kullanılmış siyah renk sizi birkaç adım ileriye taşır. Son bir örnek daha verecek olursam güzel bir yaz akşamı önünüzde bir çilek tabağın olduğunu hayal edin ve eliniz otomatik olarak her seferinde tabak içerisindeki en koyu çileğe gidecek. Çünkü o çilek sizin beyninize ben daha tatlıyım ve daha lezzetliyim mesajı vermektedir. Çilek kasesinde hiçbir zaman eliniz en açık renkli çileğe gitmez, en son başka çare kalmadığında o çileği yersiniz. Açık renkli çilek beyninizde daha tam olgunlaşmamış olduğundan lezzetsiz bir tadı olduğunu düşündürür.

         Beyindeki lezzeti tanımlayan sistem; öğrenme, hatırlama, duygularımız ve lisanımız ile çok yakın bağları olan bir sistemdir. Bu sistemin katkılarıyla arzu ettiğimiz yiyecek tercihlerimizi yapmakta ve yeme içme alışkanlıklarımızı belirlemekteyiz. Bu sebepten dolayı siz fark etseniz de fark etmeseniz de nörogastronomi sizin hayatınıza etki etmeye devam edecek. Yediklerinizden keyif almaya bakın, afiyet olsun!

                                     ALİHAN CEYLAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir