Hukuk,  Toplumsal Konulu Yazılar

OLAĞANÜSTÜ HAL VE İZMİR DEPREMİ

Geçmişten bugüne birçok ülke zaman zaman doğal afet, ayaklanma, savaş hali gibi olağanüstü durumlarla karşılaşmıştır. Devletlerin olağan yönetim biçimleri, bu tür olağanüstü durumların üstesinden gelmeye elverişli değildir. Olağan durumların üstesinden gelebilmek ve bir an önce eski koşullara dönebilmek için yöneticilerin olağan döneme göre daha geniş yetkilerle donatılmaları, karar alma süreçlerinin hızlandırılması, kişilere bazı ek yükümlülükler getirilmesi vb. gerekebilir.

Olağanüstü hal ilanı sebebe bağlı bir işlemdir ve bu sebepleri anayasalar düzenler. Ülkemizdeki son düzenlemelere göre;

Cumhurbaşkanı; savaş, savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi, seferberlik, ayaklanma, vatan veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışma, ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması, anayasal düzeni veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerinin ortaya çıkması, şiddet olayları nedeniyle kamu düzeninin ciddî şekilde bozulması, tabiî afet veya tehlikeli salgın hastalık ya da ağır ekonomik bunalımın ortaya çıkması hallerinde yurdun tamamında veya bir bölgesinde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir. ( Anayasa m. 119 )

Sayılan koşullar arasında doğal afet kavramı bulunsa da her depremin afet sayılacağı ya da bir depremin afet sayılması için gereken büyüklükle ilgili bir düzenleme anayasada mevcut değildir. Ayrıca İzmir depremiyle gündeme gelen afet bölgesi kavramı 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun’unda afete maruz bölge olarak ifade edilmiştir. Afete maruz bölgesi ilan etme yetkisi Cumhurbaşkanındadır. 24 Ocak 2020’de İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise “Eğer bir bölgede yaşama imkânı tamamıyla ortadan kalkmışsa burası afete maruz bölge olarak ilan edilir. açıklamasında bulunmuştu.

Anlatılanlar bağlamında İzmir’de meydana gelen depremden sonra açıklanan farklı deprem değerlerinin sebebi olağanüstü hal ilan edip etmeme mevzusu gibi gözükmemektedir. Ufak bir araştırmayla büyük depremlerde farklı ölçüm cihazlarının kullanılmasıyla yahut farklı bir değerin baz alınmasıyla birbirinden farklı sonuçlar alınabildiği gerçeğine ulaşılabilmektedir. Son günlerde oldukça popüler olan olağanüstü hal ilan etmemek için deprem değerinin düşük gösterilmesi iddiası bu bilgiler ışığında çürümektedir.

Unutmamak gerekir ki afetler yaşamamızın doğal bir parçasıdır. Doğal afetlerin oluşumu engellenemez olsa da sonuçlarını minimize etmek hepimizin elinde. Umuyoruz ki bir sonraki doğal afete bu kadar hazırlıksız yakalanmayalım, gerekli tüm tedbirleri almış olalım.

Bu yazı vesilesiyle İzmir ve çevresinde depremde yaralanan herkese şifa, yakınlarını kaybetmiş olanlara ise başsağlığı diliyoruz.

Ece Sinem ORAL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir