Edebiyat

KIRMIZI PAZARTESİ

  ‘’ Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım.’’ Bir önyargıyla oynar mı dünya yerinden? Bu kadar güçlü müdür bir önyargı? Bir önyargı bir insanı, bir insan bir toplumu, bir toplum diğerini sarsar. Bir önyargı sarsarak büyür, oynatır bu dünyayı yerinden aslında.

      ‘’Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, psikoposun geleceği gemiyi karşılamak için saat 05.30 da kalkmıştı.’’ böyle başlıyor Kırmızı Pazartesi. Her şeyin baştan belli olduğu bir kitabı okuyoruz. Bir cinayet… Herkes tarafından bilinen fakat kimsenin engel olmadığı bir cinayet.  Bayando San Roman ile evlendikleri gece Angela’nın bakire olmadığı ortaya çıkar ve baba evine geri götürülür. İki erkek kardeşi Pablo ve Pedro Vicario, kızkardeşlerinin namusunu temizlemek için Angela’nın verdiği ismin, yani kuzeni Santiago Nasar’ın peşine düşerler. İşin aslını hiç sorgulamadan harekete geçen kardeşler, ellerinde bıçakla tüm kasabayı dolaşarak herkese niyetlerini belli ederler. İçlerindeki korkudan mıdır yoksa iyi niyet kırıntısından mı bilinmez lakin bir faydası olmaz elbette. Santiago dışında herkes biliyordur bu durumu fakat herkesin gözü kör, kulağı sağır olmuştur olanlara. Kimisine göre mübahtı bu cinayet kimisine göreyse kardeşler bu cinayeti işleyemezdi. Neden mi? Çünkü onlar iyi insanlardı ve kimseyi öldüremezlerdi toplumun gözünde. Fakat en sonunda kardeşler, toplum baskısından mı yoksa öldürmek istedikleri için mi bilinmez, öldürüyor Santiago Nasar’ı yedi yerinden bıçaklayarak. Kırmızıya boyanan bir pazartesi gününde… ‘’ Onu biliçli olarak öldürdük,’’ demişti Pedro Vicario ‘’ama biz masumuz.’’ ‘’Belki Tanrı katında da öylesinizdir,’’ demişti Peder Amador. ‘’Tanrı katında da insanların gözünde de,’’ demişti Pablo Vicario da. ‘’ Bu bir namus sorunuydu.’’

      Kolombiya’nın bir kasabasında yaşanan gerçek bir cinayet anlatılıyor kitapta. Marquez, çocukluğunda kasabasında işlenen bu ‘namus cinayeti’ni almış kaleme 1981 yılında. 1982 yılında ise Nobel Edebiyat Ödülünü almış bu eserle. Kitabın orijinal adı (İspanyolca), Cronica de Una Muerte Anunciada’dır, Türkçe’ye ise Kırmızı Pazartesi olarak çevrilmiştir. Toplumsal ruh çözümlemesi yapan yazar, sürüyü ve sürü psikolojisini öyle derinden anlatıyor ki, her toplumda olan bu durumun nelere yol açabileceğine şahit oluyoruz. Ayrıca röportaj tekniğini de  usta bir şekilde kullanmış yazar.

       Günümüzde hala kanayan bir yarayı ele almış Marquez o zamanlarda, başka bir ülkede ve toplumda. Sessiz kalma, kabulleniş, ahlak kuralları ve gelenekler, kadının toplumdaki değeri, önyargılar… Hepsi karşımıza çıkıyor romanda ve çarpıyor yüzümüze. ‘’Suçu toplum hazırlar, suçlu işler.’’ Göz yummak bile toplumun suçu hazırladığına dair bir kanıttır aslında. Hiçbir şey yapamıyorsak bile, en azından susmamalıyız. Yıllar geçse de eskimeyen yazarlar ve kitaplar vardır. Bu kitapta onlardan biri çünkü aslında var olanı bize sunuyor. Topluma ayna tutup bizi bazı gerçeklerle hiç olmadığı kadar karşı karşıya getiriyor.

       Ayrıca değinmek gerekirse, kitap kısa olmasına rağmen içinde fazlaca karakter barındırıyor ve konusu bakımından hassasiyet göstererek okunması gerektiğine inanıyoruz, bu yüzden kitabı dikkatli bir şekilde ve sakin bir ortamda okumanızı tavsiye ederiz.

        ‘’Hayatın en sonunda kötü bir romana bu kadar benzeyebileceğini kabul etmek gelmiyordu içimden .’’

İlayda İNCE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir