Edebiyat

KORKUYU BEKLERKEN

                                                         

‘’ Bir yerden sevmeye devam edebilir miydim?  Çünkü sevmek, yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi. Ya hiç sevmemişsem bugüne kadar? Bir kitaba yeniden başlamak gibi, sevmeye yeniden başlamak pek kolay sayılmazdı, heralde.’’ Sevmek derken, sadece bir insanı sevmekten bahsetmiyor Oğuz Atay. Doğayı sevmek, yaşamı, içindeki güzellikleri, kendini sevmek…

Kitabın adı, içindeki ‘Korkuyu Beklerken’ adlı hikayeden geliyor. Kitap içinde 8 farklı hikaye barındırıyor ve bunlardan 2 tanesi ( aslında bir hikayenin ana konusu mektup olduğu için 3 sayılır ) mektuplardan oluşuyor. Bilinç akışı, iç monolog tekniklerinin kullanımı ve psikolojik tahlillerin oldukça yoğun olduğu bir eser. Aynı zamanda oldukça katmanlı, yer yer eleştiri ve karamizah içeriyor. Hikayeler sırasıyla; Beyaz Mantolu Adam, Unutulan, Korkuyu Beklerken, Bir Mektup, Ne Evet Ne Hayır, Tahta At, Babama Mektup, Demiryolu Hikayeleri-Bir Rüya.

‘Beyaz Mantolu Adam’ da görünüşümüzün ve giydiğimiz şeylerin ne gibi etkiler yarattığı, farklı olanın ötekileştirildiğinin ve yabancılaşmanın kanıt bir somutu adeta. Füsun Akatlı’ya göre ‘Korkuyu Beklerken’ ; 1960 sonrası öykücülüğünde önemli yeri vardır ve yazar bu hikayeyle edebiyatımıza psikolojik romanı ve ‘Bir Mektup’ hikayesiyle Çehov’u sokmuştur. ‘Ne Evet Ne Hayır’ hikayesi ise ; Atay’ın yazarlığının doruklarıdır ve simgesel anlatıp simgesel olmayan özelliğiyle Türkiye’nin açık ve vurgulayıcı bir görünümüdür Selim İleri için. ‘Babama Mektup’ adından da anlaşılacağı üzere babaya yazılan bir mektup; babasının ölümünden iki yıl sonra bir iç döküş bu mektup. Ama sadece yazılan, gönderilemeyen. ‘Demiryolu Hikayecileri’ ise karakterlerin hikaye yazma serüvenini ve bu serüvenin, sürecin ne kadar zor olduğunu aktarıyor Oğuz Atay bize.

Kitabın arka kapağında da değinildiği gibi, ‘’ Oğuz Atay’ın hikayeleri, gündelik hikayeleri kavrayış derinliği, anlatım zenginliği ve okuru alıp götürmedeki enerjileri bakımından romanlarından geri kalmaz.’’ Romanlarında olduğu gibi öykülerinde de ‘topluma yabancılaşma’ hissi oldukça ön planda. ‘’Beni anlamıyorlardı, zararı yok. Zaten beni daha kimler anlamadı.’’ diyor kitapta. Ayrıca karakterler isimleri veya nitelikleriyle değil, iç dünyalarıyla dikkat çekiyor. Topluma karşı bir set çekiliyor insanın zihninde ve o seti insan kendi elleriyle çekiyor. Sonra da biraz sarsılıyor elbet, meğer o seti çeken benmişim diye. Sürekli düşündürtüyor aslında Oğuz Atay bize. Kısacık cümlelerinin arkasında gizlenen bir dağ var onun kaleminde. Bazen öylesine açık ki aslında, bir anda kendinizi dağın zirvesinde bulup görüveriyorsunuz her şeyi, anlatmak istediklerini. Bazen de o anlamları çıkartmak için sizin tırmanmanız gerekiyor zirveye ve sonra bakmanız, görmeniz lazım geliyor dikkatlice.

Geçtiğimiz hafta ( 12 Ekim Çarşamba ), Oğuz Atay’ın 86. Yaş gününü kutladık. Bundan ötürü bu yazımızda Oğuz Atay’a yer vermek istedim. Postmodern anlayışın ülkemizdeki öncüsü ve Türk edebiyatının mihenk taşlarından biri olan Atay’ı çok erken yaşta (43) kaybetmemize rağmen o hala kitaplarıyla beraber yaşıyor bizim için.

Genel bir kanı olarak Oğuz Atay okumanın zor olduğu, Tutunamayanlar kitabının çok beğenilmesine rağmen okurlar tarafından en çok yarım bırakılan kitaplardan biri olduğu bilinir. Ama belki de doğru kitaptan başlayıp yazarın diline alışmalı önce. Bunun için de Korkuyu Beklerken güzel bir tanışma kitabı olabilir okurlar için.

Ayrıca tiyatro severler için ek bir bilgi vermek isterim ki, eser aynı adla oyuna uyarlanmış. ‘Korkuyu Beklerken’,  Doğukan Uludağ tarafından Kadıköy’de bulunun Entropi Sahne’de sizleri bekliyor.

Kitabın sonunda Oğuz Atay’ın okuyucuya seslenmesiyle bitirelim yazımızı; ‘’ Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba? ‘’

İlayda İNCE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir