Edebiyat

KÖRLÜK

“Göz, belki de insan bedeninin içinde ruh barındıran tek kısımdır. “denmiş kitapta. Öyleyse gözünü kaybedenler ruhlarınıda mı kaybederler? Peki ‘körlük’ nedir? Sadece görememek mi? Ya da her bakan gören midir? “Aslında körlük, umudun tükendiği bu dünyada yaşamaktı. “ diyor Saramago başka bir bakış açısıyla. Körlük ‘te de bunu ele almış aslında.

Trafiğin tam ortasında başlıyor kitap, bilinmeyen bir ülkenin bilinmeyen bir kentinde. Bu trafikte yeşil yandığı halde ilerlemeyen bir araba… Sinirlenen herkes arabaya yönelirken arabadaki adamın ağzından tek bir cümle ; kör oldum. Lakin öyle bildiğimiz körlüğe benzemiyor. Bu ‘’beyaz körlük’’. Adeta bir ‘süt denizi’ndeymişsin gibi. Adamı yardım maksadıyla eve götüren hırsız, kör adamın karısı, gittiği göz doktoru, muayenehanedeki hastalar ve asistan. İlk körün göz göze geldiği herkes zincirleme bir şekilde kör oluyor. Böyle başlıyor beyaz felaket. Salgından şüphelenildiği için devlet kör olanları eski bir deliler hastanesinde karantinaya alıyor. Karantinaya kendi isteğiyle giden ve kör olmayan bir kişi var;doktorun karısı. Kocasını tek bırakmamak için kör olmuş numarası yaparak hastaneye gidiyor. Giden ilk grup hastaneyi tanıyıp bir düzen oturuyor kendi aralarında fakat zamanla kalabalıklaşan hastanede sorunlar baş gösteriyor. Yemeklerin az gelmesi, çetelerin oluşması, oluşan çetenin olan yemeklere el koyması ve kadınlara musallat olması gibi. Her şey gün geçtikçe daha da sarpa sararken hastanede toplanan bu insanların yaşamlarını nasıl birlikte şekillendirmek zorunda kaldığını, iyilik ve kötülük veya doğru ve yanlış gibi kavramların hangi koşullarda ortaya çıktığına şahit oluyoruz. Ayrıca içimizde hangi yönlerin zayıfladığı, sistemlerin nasıl yıkılıp yerle bir olduğu gözler önüne seriliyor. “İnsan gibi yaşayamıyorsak, en azından tam anlamıyla hayvan gibi yaşamamak için elimizden geleni yapalım.” diyor kitapta yazar bu kaos için. Bütün bunların arasında salgının bulamadığı tek kişinin acısı, hüznü, şahit olduğu vahşet ve bu olanlar karşısındaki tutumu birebir geçiyor okuyucuya. Bütün bu kaosun ortasında yalnız başına mücadele veren doktorun karısı çetenin zulmüne boyun eğmemek adına lideri öldürür fakat işler yoluna girmez. Kadının da müdahalesiyle yangın çıkar hastanede. Herkes kaçışırken dışarı da onları durduran bir asker yoktur. Hiçbir şey yoktur. Sabahı bekleyip hastanenin küle dönmesine şahit olan doktorun karısı, kocası da dahil olmak üzere koğuşta ki yedi kişi ile evlerinin yolunu tutar. Yol üstünde karşılaşılan ise her şeyin alt üst olduğu. Sokaklara egemen olan kargaşa ve kaos, aç susuz kalan insanlar, ev yerine sokaklarda girişte bulunan rastgele mağazalarda kalanlar… Bu bilinmezliğin ortasında o yedi kişi doktorun evine ulaşıyor. Kısa bir süre sonraysa sırayla görmeye başlıyorlar ve kitap bitiyor. Ne oldu da kör oldular? Ne oldu da görüyorlar? Bize de çarpıcı bir gerçek bırakıyor yazar; “Bence biz kör olmadık, biz zaten kördük, Gören körler mi, Gördüğü halde görmeyen körler. “

‘Ya benim başıma gelseydi? ‘ hissiyatıyla okuyoruz kitabı. Heyecanlı, okuması dikkat gerektiren, toplumsal koşullara ve ilişkilere farklı bir bakış açısı sunan kitapta bazı ilginç özelliklere rastlıyoruz. Bunlardan birisi kitapta hiç isim bulunmaması ve buna rağmen kafanızın karışmaması çünkü yazarın da dediği gibi körler ada ihtiyaç duymaz, önemli olan seslerdir onlar için. Diğeri ise yazarın diğer kitaplarında da olduğu gibi nokta ve virgül dışında hiçbir noktalama işareti kullanmaması.

Aslında distopik olmakla beraber daha çok alegorik bir roman ‘Körlük’ çünkü toplumsal bir çok soruna eleştiri görüyoruz. Toplumsal yaşamın birdenbire uğradığı felç, değişen koşullar, insanların nasıl bencilleştiği, değer yargılarının nasıl yitirildiği, kadın algısı, hırsızlık, devletin halkına davranışı gibi.

José Saramago bir gün bir kafede oturup siparişini beklerken ‘ ya hepimiz bir anda kör olsak’ diye düşünüyor ve ilerleyen süreçte ortaya bu eser çıkıyor. 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü alan Portekizli yazarımız, “Körlük” eserini 1995 yılında yayımlamıştır.

Ayrıca Körlük, 2008 yılında aynı adla beyaz perdeye uyarlanmış, birkaç küçük detay dışında orijinaline sadık kalınmıştır. Başrolünde tanıdık yüzleri ağırlayan bu uyarlamayı izleyeceklere de şimdiden iyi seyirler!

İlayda İNCE

Bir yorum

  • Semiha

    Bu kitabı daha önce okumuştum fakat bu yazıyı okuyunca tekrar okumuş gibi oldum hep merak ettiğim konuları açıklayarak yazmanız çok güzel (isimlerin olmaması gibi) emeğinize sağlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir