Gastronomi

Slow Food

Kaçımız yemeğimiz önümüzdeyken aynı anda başka işlerle uğraşıyoruz? Kabul edelim, günümüzde çoğumuz yemek yerken aynı zamanda diğer işlerini de halletmeye çalışıyor. Günümüz hayatının belki de en kıymetli şeyi “zaman”, bu yüzden insanlar gün içerisinde yemek yemek için çok fazla vakit harcamak istemiyor ve hızlı bir şekilde tüketebileceği yemeklere yönelmeyi tercih ediyor.

Gün içerisinde hiç “En hızlı nereden, ne bulabilirim şimdi? Acelem var!” diyip sonra da aldığınız yemeği 5 dakikada midenize indirdiniz mi?

Eminim çokça kez yapmışsınızdır bunu. Yemek, hayatımızın en temel ihtiyaçlarından biri olmasına rağmen genelde böyle hızlı, sağlıksız yiyeceklerle geçiştirilen bir şey haline geldi. Zamandan tasarruf etmek için sağlığımızdan harcıyoruz dersek yalan söylemiş olmayız.

    İşte hal böyle olunca Dünya’da “FAST FOOD” akımı hızla yol almaya başladı ve 1986 yılında İtalyan gazeteci Carlo PETRİNİ, İtalyan mutfağının bu kültüre baş kaldırması, bu kültürü kabullenmemesi gerektiğini düşünerek “SLOW FOOD” hareketini başlattı.

           Slow Food, adından da anlaşıldığı üzere hepimizin aşina olduğu Fast Food konseptinin zıttı aslında; hem kelime anlamı, hem de arkasında yatan felsefe itibariyle. “Yavaş Yemek” anlamına gelen bu akımın en çok dikkat çekmek istediğim özelliği merkezinde bölge kavramının olması. Bir başka deyişle, hareketin temelinde bir bölgenin coğrafyasına ait, lokal ürünler kullanmak ve dışarıdan, hazır ürün almamak yatıyor. Bu da geleneksel yemek kültürünün korunmasını getiriyor beraberinde. Yani ortaya çıkan ürün; o bölgeyi etkileyen doğal faktörler (toprak, su, bitki örtüsü gibi) ile bölgeye tarımsal özelliğini veren insan faktörünün birleşiminden oluşuyor. Hal böyle olunca her coğrafyanın kendine özgü özellikleri sayesinde ortaya çok farklı ürünler, değişik pişirme teknikleri ve birbirinden güzel onlarca lezzet ortaya çıkıyor.

Slow Food hareketi aynı zamanda doğaya saygı göstererek ve onu koruyarak üretilen ürünleri de temsil eder. Üretilen gıdanın Slow Food olup olmadığını nasıl anlarız? O gıdanın üreticisi ile tüketicisi arasındaki ilişkiyi yakından incelemek. Aradaki mesafenin kısa, sürecin açık ve net, ürünün taze ve sağlıklı olması çok önemli. Bir diğer yol ise, ürünün pazarlamasının da üretimi gibi yerelde yapılıp yapılmadığına bakılması.

       Son olarak bu akımın tarihinden bahsetmek istiyorum. İtalya’nın Roma şehrinde açılan McDonalds şubesine karşılık, Carlo PETRİNİ önderliğinde bir grup bu duruma isyan ederek, yapılan açılışı tabaklar dolusu İtalyan makarnası fırlatarak protesto ediyor. Aslında bana soracak olursanız tabak tabak makarna fırlatarak ziyan etmek akımın kuruluş felsefelerinden olan doğayı korumak, ürünü korumak ilkesine pek uymuyor ama dediğim gibi bu benim fikrim.

 Hareket İtalya merkezli ancak hep bir yerlere yetişme telaşında olmak, hızlı hayatlar yaşamak ve hızlı tüketmek gibi olgular fazlasıyla evrensel ve her kültürün bir parçası olduğu için bu akıma dünyanın çeşitli bölgelerindeki insanlar katılmaya başlıyor. “İyi, temiz ve adil gıda” sloganıyla, yavaşlığı simgeleyen salyangoz sembolüyle ve Carlo Petrini tarafından Kuzey İtalya’da kurulan, tamamiyle gönüllülük esasına dayanan hareketin çalışmaları günümüzde de devam ediyor.

                                                                                                                               ALİHAN CEYLAN                      

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir