Edebiyat

Şeker Portakalı


İnsanların en temel ihtiyacının sevgi olduğunu ve sevginin her şeyi nasıl değiştirebileceğini gösteren,
çocuk kalan yanımızı okşayan bir kitap Şeker Portakalı. Kitabın en başında bulunan ‘’ Günün birinde
acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü’’ yazısı kitabı özetlemeye yetiyor aslında. Çünkü kitap
hayalperest, zeki ama bir o kadar da haylaz küçük Zeze’nin beklenmedik bir anda yaşadığı sarsıntıyı, o
büyük acıyı anlatıyor.
Zeze’nin karşı koyamadığı haylazlığı ve merakı başına sürekli belalar açar. Yoksul bir ailenin oğludur
ve bu haylazlıkları, büyüklerin yoksullukla harmanlanmış öfkesinin bahanesi oluverir çoğu zaman.
Babası, iş bulamayışının; ablası, ayrıldığı sevgililerinin ; abisi, yoksulluğun hıncını alır minik Zeze’den.
Ama o, o küçücük yüreğiyle gelir her şeyin üstesinden.
Bir gün ailesinin maddi durumlarından dolayı yaşadıkları yerden taşınmak zorunda kalırlar. Yeni
evlerinin bahçelerindeki çiçekleri tüm kardeşler paylaşır ve Zeze’ye ise kendisi gibi küçük bir fidan
olan Şeker Portakalı kalır. Başlarda üzüldüğü bu durum daha sonra Zeze’yi şanslı ve özel kılmıştır.
Çünkü şeker portakalı onunla konuşmaya başlamıştır. Artık Zeze’nin bir dert ortağı vardır. Evet, Zeze
farklı bir çocuktur ve okumayı bildiğinin dahi farkında değildir. Herkesi şaşkınlığa uğratan bu olay
karşısında Zeze’nin yaşı büyütülerek okula yazdırılır. Okulda ise yaşamının tam aksine uslu ve
çalışkandır. Yani okulda hep övülen, evde hep dövülen bir çocuktur Zeze. Okula gidip gelirken diğer
arkadaşlarının da yaptığı ‘yarasa’lığı öğrenir. Yarasalık arabanın arkasına tutunup onunla gitmektir.
Fakat kimsenin cesaret edipte yarasalık yapamadığı bir araba vardır. Zeze’nin deyimiyle “Portuga”.
Portuga’nın arabasına tutunmayı aklına koyan Zeze bunu dener fakat yakalanır ve başarısız olur.
Portuga tarafından azarlanan Zeze büyüyünce onu öldürmeye karar verir. Ama bu olaydan sonra
sürekli Portuga ile karşılaşır. Bir gün yaptığı bir haylazlıktan dolayı ayağı kesilen Zeze’ye yardım eder
Portuga. Böyle başlar dostlukları. Zeze’nin zeki ve meraklı bir çocuk olduğunun farkına varır Portuga
ve ona sahip çıkarak onunla bolca vakit geçirir. Yani bir haylazlık peşindeyken tanıştığı Portuga,
hayatının merkezi oluverir Zeze için. Baba ve oğul gibidirler. Portuga onun zekasına hayrandır. Zeze
ise evdeki kötü durumlardan ve şiddetten Portuga’ya sığınır. Her şey çok güzel gidiyordu. Ta ki
Portuga’nın tren altında kalarak öldüğü o güne kadar. Bunu öğrenen Zeze’nin dünyası başına yıkılır ve
hastalanıp yatağa düşer. “Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağımı bir cam parçasıyla
kesmek ya da dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken bir şeydi. Kollarda başta en
ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirmek cesaretini bile yok eden bir şeydi.
“ diyor o minik yüreğiyle acıyı keşfeden Zeze. Zeze’nin Portuga’sı öldü ve o yalnız kaldı…
Burada biten kitabımızın “Güneşi Uyandıralım “ ve “Delifişek” adlı iki devam kitabı da var. Minik
Zeze’nin büyümesine şahit oluyoruz bu kitaplarda. Brezilya edebiyatının klasiklerinden olan Şeker
Portakalı, José Mauro de Vasconcelos’un başyapıtı kabul edilir. Yazarın kendi çocukluğundan derin
izler taşıyor Şeker Portakalı. Vasconcelos, tam on iki günde yazdığı bu kitabı ‘’yirmi yıldan fazla bir
zaman yüreğinde taşıdığını’’ söyler. Akıcılık, sürükleyicilik ve anlatım tarzı bakımından harikulade bir
iş çıkaran yazar, duyguyu da bol bol geçiriyor okuyucuya. Gözüyle değil gönlüyle okuyor insan.
Maalesef günümüzde hala Zeze gibi “çocukluk” geçiren çocuklar var. Dileriz artık çocukların
çocukluklarına dokunulmayan bir dünyada yaşarız. “Bilesin ki kalbimiz kocaman olduğu sürece
sevdiğimiz her şey içine sığar. “

İlayda İNCE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir