Sanat,  Yaşam Tarzı

YERYÜZÜNDEKİ BİR YILDIZ’IN HİKAYESİ

Sanat dediğimizde aklımıza gelen ne? Resmedilmiş bir tablo mu? Dinlediğimiz bir şarkı, okuduğumuz bir şiir mi? Yoksa bir dünyayı başkasının gözünden gördüğümüz fotoğraflar mı? Ya da butün bu kavramların dışında sevmek de bir sanat mıdır?

24 Temmuz 1932 İstanbul’unda Nemide ve Vahit Moran, dünyaya gelen en küçük kız çocuklarına Yıldız adını verirken bu çocuğun büyüdükçe adı gibi parlayacağından habersizdi. Ben de bugün, parlayan bu yıldızın hayatının, başarılarının ve her şeyi bir kenara koyup sığındığı diğer kalbinin her zaman anlatılmaya değer olduğunu düşünerek yazımda Yıldız Moran’ı anlatmaya çalıştım.

MORAN’A GÖRE FOTOĞRAF NEDİR?

Hayatta kesin tanımları olmayan kavramlardan biri de fotoğraftır. Baktığınızda birçok tanımla karşı karşıya gelebilirsiniz. Bireylere göre değişen bu sanat ürününün sizin için tanımı nedir bilemiyorum. Ama gelin -bugünün kahramanı- Yıldız Moran için fotoğraf ne demekmiş kendi sözlerinden okuyalım: “Fotoğraf tıp fotoğrafıdır, endüstri fotoğrafıdır, röportajdır, hatıra fotoğrafıdır. Şiirselliği olduğu sürece. Ama örneğin kedi fotoğrafı çekilmekteyse o, benim kedim, şunun kedisi değil de, tüm kedilerin kediliğini içermeli o mesajı vermesi için. İçindeki mana yeterli değilse, ışık ve kompozisyon ne kadar mükemmel olsa da çekmem. 24 saat düşünülen, yaşanılan, ikinci plana atılamayacak bir konudur fotoğrafçılık. İnsan ve hayata özgün bir aşamanın yerini kavramsal olarak dolu, yoğun, ağırlıklı olarak verebilen kişidir fotoğrafçı. Makine ile yola çıkıyorsanız o denli varlığınızın bir parçası haline getirmelisiniz ki makineyi, konu ile aranızda bir engel oluşturmasın. Bunu gerçekleştirdikten sonra, seçtiğiniz konunun her zaman ve herkes için bir anlam taşıyacak yönlerini, estetik biçimde yansıtmalısınız. Mesajınız olmalı kısacası.”

Moran’ın 1950’lerde başlayan fotoğraf aşkı sayesinde mesleği olmasından ziyade gerçek tutkuyla basmış Yıldız deklanşörüne. Şanslıyız ki 12 yıl süren bu serüvene seçtiği fotoğrafçılık mesleği sayesinde tanıklık edebiliyoruz. Bu serüveni 12 yılla sınırlayan şey aslında hemen akla gelenin aksine ne zaman ne hastalıklar ne de kayıplar. Moran, fotoğraf tutkusunu başka bir tutkusu uğruna bırakıveriyor. Büyük bir haz aldığı, şevkle yaptığı bu işi bırakmasının hikayesine de değineceğim elbet. Ama önce Yıldız Moran’ın bu süreçteki yaşantısından bahsetmek gerektiğini düşünüyorum.

MEKTEPLİ FOTOĞRAFÇI

Yıldız Moran, Türkiye’nin ilk akademik eğitim almış fotoğrafçısıdır. Robert Koleji’nde eğitim gördüğünde resimde başarısız olunca Türk sanat tarihçisi olan dayısı Mahzar Şevket İpşiroğlu’nun tavsiyesi üzerine fotoğraf alanına yönelerek eğitim almak için İngiltere’ye Cambridge’e gitti. Burada ilk sergisini açtı. Bloomsbury Technical College’de ve ardından Ealving Brodway Technical College’de fotoğrafın inceliklerini öğrendi. Moran, İngiltere’de dört yıl geçirdi.  Bu dört yılda tam altı sergi açtı. İlk sergisini 21 yaşında açan Moran’ın sergideki 25 fotoğrafı da satıldı.

Türkiye’ye döndüğünde Beyoğlu’nda Maya Sanat Galarisi’nin üstünde bir stüdyo kiraladı. Kendi fotoğraflarını bu stüdyoda sergiledi. Cambridge’de açtığı sergileri sonrasında İstanbul, Ankara, Londra ve Edinburgh takip etmiştir. Cambridge’de tüm fotoğrafları satılırken bundan iki yıl sonra İstanbul’da açtığı sergide hiçbir fotoğrafının alıcısını bulamaması dikkat çeken noktalardan olmuştur.

NEFES ALAN FOTOĞRAFLAR

Yıldız Moran, fotoğraflarında ışığı ustaca kullanırdı. Çektiği her karenin etkisi insan üzerinde büyüktü. Fotoğraflarına bakınca sizi o ana çekip ortamın havasının solunmasını sağlayan efsane kareler ortaya koyan Yıldız Hanım fotoğraflarında, sahip olduğu teknik bilgileri harmanlayarak hep kendi dilini kullandı. Kadrajları tıpkı yaz gökyüzü gibi pussuz, tertemiz, netti. Görüntüleri her zaman sade ve açıktı.

Fotoğrafın Moran için meslekten öte tutku olduğundan bahsetmiştim. Aşkla yaptığı en güzel işlerden biriydi belki de fotoğrafçılık. Mesleğine olan bağlılığı eşine az rastlanır serüvenlere sürükledi Yıldız Hanım’ı. Makinesini yol arkadaşı yapıp dünyayı gezdi. İtalya, İspanya, Avusturya, Fransa, Monako ve Yunanistan’da çektiği fotoğraflar da yine hayatın içindendi. 1954’te Venedik’teyken İspanya ve Portekiz’de çektiği fotoğraflardan bir albüm oluşturdu. Aynı yılın Temmuz ayında Türkiye’ye döndü. “Türkiye’nin %99’unu Anadolu halkı teşkil ediyor.” diyerek Anadolu’nun altını üstüne getirdi. İnsanların içine, farklı yaşamlara karıştı. Moran’ın amacı sadece deklanşöre basıp bir anı ölümsüzleştirmek değildi. Moran, bunu da şöyle ifade etmişti: “Konu insandır benim için. Ben onunla iki insan olarak bağımı kurarım. Fotoğrafçı olmam hiçbir zaman ön planda değildir. İkimiz selamlaşırız, konuşur, dertleşiriz. Yakınlık kurulur. Ben bu arada açımı arar, yerimi bulur, çerçevemi saptarım. Karşımdaki insan kendiliği içindedir, (…) neyse odur kısacası. Fotoğrafımı çekerim. Ondan sonra, artık benim işim bitmiş, onunla bir alacağım vereceğim kalmamışçasına hemen uzaklaşmam oradan. Başladığım gibi, gene onunla konuşur, vedalaşır öyle ayrılırım.” Fotoğraflarının canlıymış gibi, sizi içeri davet eder havasının olmasının sırrı insanlarla olan bu samimi sohbetleriydi belki de.

“ŞİİRSELLİĞİ OLAN HER ŞEY FOTOĞRAF KONUSUDUR.”

Yıldız Moran, gezdiği yerlerde hayata dair ne varsa hepsini özenle makinesinden içeri hapsetti. Moran’ın çekitiği fotoğraflardaki şiirsellik, belki de edebiyattan aşina olduğumuz şiirlerden farklı ama bir o kadar da etkileyici. Bununla ilgili olarak 1983’te bir dergi röportajında “Küçük heyecanlar sanat olamaz. Büyük heyecan duyulmalı. Bu bir gerçek. Konu belgeleyici, röportaj fotoğrafı ise (fotoğrafın sanat olmaması), söylenen söz geçerli olabilir. Röportaj yapmak için objektif bir görüşten, olayın niteliğine ilişkin bir yargıya varmak lazım. Fotoğrafın bir başka yönü daha var: subjektif yönü. Gazete röportajı ile şairi ayıran yön. Kalemi nasıl birçok şey için kullanabilirseniz, makineyi de öyle. Şair hangi vezinle, hangi kalıpla şiir yazmayı seçip, içeriği dolduracaksa fotoğrafçı da kendine en uygun fotoğraf makinesini bulmakla yükümlüdür. Her iki dalda da sonuçta şiirsellik, estetik yoksa başarısızdır. Konuya saygılı yaklaşım büyük önem taşır. Fotoğraf makinesi objektif bir algılayış biçimi olarak bellendiğinden her fotoğrafın objektif bir görüntü olduğu kanısı yaygındır. Oysa fotoğraf çekileceği açıdan, çekileceği andan, çekenin görüş açısından kaynaklanan nedenle çok da çarpıtılabilir. O zaman çok tehlikeli bir silahtırdemiştir.

12 YILLIK SERÜVEN NEDEN BİTTİ?

Peki, işinde bu kadar başarılı olan bir kadın ne oldu da aniden mesleğini bıraktı? Bu tutkunun yerini ne alabilirdi ki? Fotoğraf için yıllarca eğitim görmüş, şehirler ve ülkeler dolaşmış, sergiler açmış ve tutkusunu da her daim sözleriyle bir araya getirmiş biri için fotoğraf elbette ki kısa süreli bir heves değildi. Ama baskın gelen başka bir şey vardı. Durup onu düşüncelere iten, karar vermek zorunda bırakan başka şeyler. İnsanlık tarihi boyunca yaşamdan bağımsız düşünülemeyen, alınan kararları çoğunlukla önemli derecelerde etkileyen bir şey: Aşk. Yaşamında köklü değişikliklere neden olan bu hissi şöyle anlatıyor Yıldız Moran: “Yaşamımı sürdürebilmek için para kazanmam gerekliydi. Yılbaşı kartları yapıp satmak, para kazanmamı sağlayabilir diye düşündüm. Anlaştığım matbaa çok kötü basmıştı kartlarımı. Tam umutsuzluğa düşmüşken, bir arkadaşım Özdemir Asaf’ı önerdi. Hem şairdir, hem de titiz ve güzel baskılar yapar dedi. İş konuşmak için Özdemir Asaf’ın matbaasına gittim. Tarihini de verebilirim tanışmamızın; 4 Kasım 1954, saat 11.00. Kelimelerle dile getirmek zor. Duygulu, kibar, hiç görülmemiş ve bir daha göremeyeceğim bir insandı Özdemir Asaf. Pırıl pırıl bir zeka, renkli, yepyeni, bambaşka bir dünyaydı o. Olağanüstü bir insandı kısacası…”

Büyük tutkusundan vazgeçmek kimse için kolay olmadığı gibi onun için de kolay olmamıştı. Aşkı ve mesleği arasında neden tercih yaptığını ve bu tercihi yaparken arada kalıp epeyce düşündüğünü ise şöyle anlatmış Moran: 24 saat düşünülen, yaşanılan, ikinci plana atılamayacak bir konudur fotoğrafçılık. İnsana, hayata özgün, bir aşamanın bir yerini kavramsal olarak dolu, yoğun, ağırlıklı olarak verebilen kişidir fotoğrafçı. Birden 24 saatimi bu konuya mı vereceğim, yoksa daha önemli konular var mı benim için diye düşündüm. Daha önemli şeyler olduğuna karar verdim ve 12 yıl sonra bıraktım bu işi. Evliliğim ve çocuklar. Özdemir Asaf gibi bir baba bulmuşsa bir insan başka ne yapabilir. Dört yıl içinde üç çocuk sahibi oldum ve artık tüm 24 saatlerimi çocuklarıma adadım.”

Moran, bu kararı ile artık fotoğrafçı değil Özdemir Asaf’ın karısı olmuştu. Bunu kendisi seçmişti. Tıpkı fotoğrafı meslek olarak seçmesi gibi. İki işi aynı anda pekâlâ yapabilirdi. Ama o sadece bir şey üzerine yoğunlaşmayı ve ondan verim almayı seçti. Günümüzde kim birisi için vazgeçer ki hayallerinden, tutkularından, mesleğinden? Artık kimse bunu yapabilecek kadar cesur ve fedakâr değil ama Moran tıpkı tehlikeli sokaklarda gezip hayatın içinden fotoğrafları karelerken olduğu gibi bu kararında da cesur ve fedakârdı.

Cumhuriyet döneminin ilk kadın fotoğrafçısı olan Moran, son sergisini 1970 yılında İstanbul’da açtı. Eşi Özdemir Asaf, 1981’de vefat edince, onun yayınlanmayan şiirlerini derleyip 1983-87 yıllarında yayınladı. 1982 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (Mimar Sinan Üniversitesi) Fotoğraf Enstitüsü tarafından Türk fotoğrafçılığına katkılarından dolayı onurlandırıldı. Moran, bundan sonraki yaşamında çeviriler yapıp sözlük hazırladı. 1992’de “Eş Anlamlı Sözcükler ve Karşıt Anlamları Sözlüğü”nü yayımladı. Ve 15 Nisan 1995’te Yıldız Moran, dopdolu bir yaşamı arkasında bırakarak hayata gözlerini kapadı.

Biz Moran’ın mesleğini sadece bir işe yoğunlaşmak olarak yorumladık ama hala anlaşılmayan, akıllarda soru işareti bırakan noktalar elbet var. Belki de Özdemir Asaf’da bu şiirini kaleme alırken bizim anlamayacağımızı biliyordu:

Bensiz seni/benden başkası anlamaz,

Sensiz beni/senden başkası anlamaz,

Senden, benden/bize olanca varmadan

Bizsiz bizi/bizden başkası anlamaz

Özdemir Asaf

Okuduğunuz röportaj kesitlerine ve daha detaylı bilgiye benim okuduğum ve yararlandığım bu yazıdan da ulaşabilirsiniz:  http://www.leblebitozu.com/yildiz-moran-hayati-ve-fotograflari/

Gülsüm OZAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir