Edebiyat

Kitap Yorumları: KÜRK MANTOLU MADONNA

‘’ Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli
olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım. ‘’ diyor
Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna’da. Ne kadar da yerinde söz. Çünkü biz Madonna’yı okurken
belki de hayatımız boyunca hissedemeyeceğimiz şeyler hissederiz o iki saatte. Belki de çoktan
hissetmişizdir de kapılıp gideriz o ruha dokunan cümlelere, hislere. Zira Sabahattin Ali yalnızca can
vermekle kalmaz karakterlerine. Aynı zamanda ruh verir ve sonra da onları bir kayıkla hisler denizine
yollar. Bu karakterler belki sizsinizdir belki de biz.
Bir anlatıcı ve iki ana karakterden oluşan kitabımız, iki hikayeden oluşan bir anlatıma sahip. İlk
hikayede Rasim adlı karakterin, yani anlatıcının iş bulması ve Raif efendiyle tanışması anlatılıyor. İkili
aynı odada olmasına rağmen Raif efendi kimseler ile konuşmayan, sessiz, pasif ve içine kapanık bir
karakterdir. Başlarda Rasim’in sıkılmasına yol açan bu durum gün geçtikçe Raif efendiyi merak
etmesine yol açar. Raif efendi sık sık hastalanır ve zamanla işleri Raif efendiye Rasim götürmeye
başlar. Gel zaman git zaman artık alışır Rasim ve daha çok tanımak ister Raif efendiyi. Bir gün fena
hastalığa yakalanan Raif efendi, Rasim’den iş yerindeki çekmecesini boşaltıp eve getirmesini ister.
Ertesi gün çekmeceyi boşaltan Rasim, birkaç parça eşyanın yanında siyah kaplı bir defterle gelir Raif
efendinin yanına. Raif efendi ise bu defteri yakmasını ister ondan. Rasim’in içindeki Raif efendiyi
tanıma arzusu taptaze dururken defteri yok etmek istemez. En azından bir gece onda kalmasını ister
Raif efendiden. Rasim defterle bir gece geçirir ve bu bizi hikayenin ikinci kısmına, Raif efendinin
neden bu kadar yalnız ve topluma yabancı olduğuna götürüyor.
Şu koskoca ömründe yaşayabildiği ve gerçekten hissettiği tek bir anısı vardır Raif efendinin.
Hayatının aşkı Maria Puder. Babasının isteğiyle sabunculuk işini öğrenmek için gittiği Almanya’da
tanışır Maria ile. İş için gittiği Berlin’de işten ziyade bir yandan Berlin sokaklarını keşfederken bir
yandan sanata olan ilgisi artar ve dil öğrenmeye yönelir. Gazetede gördüğü bir sanat galerisine gider
bir gün Raif efendi. Sergideki her şeyden ziyade bir tablo çeker dikkatini ve saatlerce bakakalır.
Zihnine kazır o portrenin her bir detayını. Daha tanımadan, tanışmadan aşık olur Raif efendi. Üstelik
bir tabloya, tablodaki bir kadına, Kürk mantoluya. Tabloda resmedilen kadın portresi bizzat Maria
Puder’e aittir ve Meryem Ana (Madonna) tablosuna benzetilir. Kürk Mantolu Madonna derler bu
yüzden. Raif efendi her gün tekrar tekrar gelir bu tablonun önüne ve hayran hayran seyreder
saatlerce. Öyle ki tablodaki yüzün sahibi sahibiyle konuşunca tanımaz bile. Ta ki bir akşam sokakta
tesadüfen onu görene kadar. İşte o zaman başlar iki yalnız ruhun birbirini bulma hikayesi. Bir yanda
insanlara kendini açmayan, kendini kitaplara adamış, hayatın kendisine biçtiği rolü oynayıp hayatına
yön vermeyen, hayatındaki insanların görmek istediği bir karaktere bürünerek yaşamını sürdürmek
zorunda kalan Raif efendi. Bir diğer yanda hayatta insanlara bilhassa erkeklere karşı inancını
kaybetmiş, umursamaz tavırlarıyla Maria Puder. Raif efendi ile Maria tanıştıktan sonra hayatları
bambaşka bir hal alır. Beraber sohbet ederler,Berlin sokaklarında dolaşırlar, birbirlerini tanırlar.
Çoktan Maria’ya aşık olan Raif efendiye karşın Maria aynı şeyleri hissetmez ve bunu sık sık dile getirir.
Ta ki Raif efendiye inanana kadar. Çünkü Maria inancını kaybetmiştir aslında. Ama Raif efendi öyle
içten ve naif sever ki Maria’yı, onu inandırır aşka. Nihayet gelen güzel günler o ne yazık ki uzun
sürmez. Gelen bir mektupla babasının öldüğünü öğrenir Raif efendi ve iki ruhu da yaralayan bu
haberle Türkiye’ye dönmesi gerekir. Maria ve Raif efendi sözleşirler mektuplaşacaklarına dair. Öyle de
olur başlarda ve Maria Türkiye’ye gelecektir fakat biraz zaman geçtikten sonra Maria’dan gelen
mektuplar kesilir. Sonunda vazgeçer Raif efendi yazmaktan. Maria olmadığından tekrar kendi iç
dünyasına dönen Raif, bütün sevgisini sitemle beraber içine gömer. 10 yıl sonrasına kadar. 10 yıl
sonra Maria Puder’in bir akrabasıyla karışlar Raif efendi tesadüfen ve Maria’yı sorar ona dolaylı
yoldan. Öğrendikleriyse derinden bir üzüntü duymasına yol açar aynı zamanda da büyük bir şaşkınlık.
Yazıştıkları dönemde Maria’nın öldüğünü öğrenir. Aslında unuttu sandığı Maria ona kendinden bir
parça mutluluk bırakmıştır. Akrabanın yanında duran küçük kız meğer Maria’nın yani Raif efendinin
kızıdır. Raif efendinin ilk defa gördüğü kızı…
En güzel günlerini beraber yaşadılar onlar ve tabi en büyük acılarını da. Bu anıyla bitiyor Maria ve
Raif’in hikayesi. Ertesi gün Rasim, Raif efendinin evine gittiğinde bulamaz onu. Ölmüştür Raif efendi
içinde sakladığı o büyük aşkla. Artık sıradan biri değildir Raif efendi, büyük bir iz bırakmıştır Rasim’in
hayatında. Tıpkı bizlere bıraktığı gibi.
Sabahattin Ali yaptığı çok iyi ruhsal çözümlerimelerle bizi kitabın etkisinde bırakıyor. Özellikle rus
klasiklerinde görülen çok iyi tahliller ve tasvirler bu eserde de kendini gösteriyor. Sabahattin Ali için
‘’İnsanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkarıyor ‘’diyor kitabımızın arka kapağında. O, bize
karakterlerin ruhlarını gösteriyor, hislerini hissettiriyor. Maneviyi madde olarak satırlara dökebilme
yeteneğine hayran olmamak elde değil. Bize çokça satır çizdiren bir yazar o. Anlamak, sindirmek ve
onları hayatımıza almak lazım geliyor.
Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna’yı 1940 yılında yedek subay olarak ikinci kez askerliğe alındığı
Eskişehir Büyükdere’de görev yaparken çadırda yazmış ve günü gününe gazeteye yetiştirmeye
çalışmış. Bu romanı yazarken attan düşmüş, sağ bileği çatlayınca, kolunu tenekede ısıtılan suya
koyarak yazmaya devam etmiş. Eser ilk olarak Hakikat gazetesinde ‘’Büyük HİKAYE’’ başlığı altında 48
bölüm olarak tefrika*edilmiştir. 1943 yılında ise yayımlanmıştır.
Kitabın bu kadar popüler olmasını genç insanların duygularına hitap etmesine bağlıyor yazarın kızı
Filiz Ali. ‘’Babamın kitabının mesajı, içtenlikle sevmekti. Karşılık beklemeden sevmek, sevmek için
sevmek. ‘’ diyor. Filiz Ali açıklamalarında ‘Kürk Mantolu Madonna’nın ana karakterlerinden Maria
Puder’in gerçek bir kişilik olduğunu söylüyor :’’Bir süre önce Maria’nın gerçek bir kişi olduğunu
keşfettik. Babam bir arkadaşına hapisteyken yazdığı mektupta, Alman hanıma duyduğu tutkunun
hikayesini anlatıyor. ‘’. İster gerçek olsun ister kurgu, böylesine ruha dokunan bir hikaye bıraktığı için
Sabahattin Ali ‘ye sonsuz teşekkürler.
Tefrika: Süreli yayınlarda bölüm bölüm yayımlanan, birbirini tamamlayan bölümlerden oluşan yazı
dizisi.

İlayda İNCE

Bir yorum

  • Semiha

    Yazıyı okurken kitaptaki çoğu sahne gözümün önünden geçmiş gibi hissettim ve sonunda maria karakterinin gerçek olabileceği fikri beni çok şaşırttı çok güzel yazmışsın kalemine sağlık 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir