Toplumsal Konulu Yazılar

“Canavarın avlanıp öldürülebilecek bir şey olduğunu sanmak da nerede aklınıza geldi? Dedi. Sen biliyordun değil mi? Sizlerin bir parçası olduğumu biliyordun. Sizlere öyle yakın, öyle yakınım ki! Her şeyin bozuk gitmesinin sebebiyim ben. Bunu biliyorsun değil mi?”

-Sineklerin Tanrısı

Sineklerin Tanrısı, William Golding tarafından 1954 yılında yazılmış bir romandır. İkinci dünya savaşının etkileri hala dünyada seyrettiğinden midir bilinmez, kitap dünya edebiyatının en karanlık başyapıtlarından bir tanesidir bana göre. Kitap söylenmemiş sözler ile sorulan bir sorudan ibarettir aslında. İnsanlığın kötülüğünün kaynağı nedir? Doğuştan mı kötüyüz yoksa kötülüğü öğreniyor muyuz? Bu sorunun gerçek ve doğru bir cevabı var mıdır?

Kitabın konusu, genel hatları ile dünya savaşı sırasında güvenli bir ortama götürülen çocukların uçak kazası sonucu ıssız bir adaya düşmelerinin ardından yaşadıkları olaylardır. Ama kitap, konu edilen yer ve kişiler itibarıyla bile bana göre distopik bir dünyanın özelliklerini taşıyor. Medeniyete dair hiçbir şeyin olmadığı bir ada. Dünyadaki en masum canlılar, çocuklar. Başlarında onlara ne yapacaklarını söyleyebilecek yetişkin bile olmadan, yaşları on üçü bulmayan çocukların nasıl davranmasını beklersiniz? Yazarın kurguladığı dünyada unutmayınız ki ne devlet ne aile ne din ne de bir otorite söz konusudur bu durumda böyle bir distopyada ahlaktan, iyilikten, kötülükten, adaletten ya da eşitlikten söz edilebilir mi? Göreceğiz.

Kitap adanın betimlemeleriyle başlıyor. Yazar uzun uzun bu cennet adasından bahsediyor okuyucuya. Daha sonra ana karakterlerden Ralph ve Domuzcuk’un tanışmasıyla devam ediyor kitap. Ralph, babasının onları kurtaracağından emin, adada geçireceği zamanı bir serüven olarak görmektedir. Domuzcuk ise olayın ciddiyetinin farkında olan akıllı bir çocuktur. Ralph’in albenisine kapılan Domuzcuk hemen yapılması gereken şeylerden bahsetmeye başlar: İlk önce çocuklar bir araya getirilmeli, barınak yapılmalı ve yiyecek toplanmalıdır. En önemlisi ise bulunmalarını sağlayacak bir ateşin yakılmasıdır. Tüm bunların doğruluğunu kavrayan Ralph büyük bir deniz kabuğu bulur ve diğer çocukları kabuğun sesiyle bir araya toplar. Bir araya gelen çocuklar Ralph’i dinledikten sonra onun etkisinde kalır ve elinde deniz kabuğunu tuttuğundan Ralph’i lider seçerler. Ancak karşımıza ciddi, siyah ve Hristiyan sembolleriyle dolu giysileriyle karşımıza çıkan koro lideri Jack bundan memnun kalmaz.

 Karakterlerin ve cisimlerin her biri çok önemli simgelerdir aslında. Ralph temiz yüzü ile iyi kalpli ve adaletli bir lideri simgelerken Domuzcuk toplumu kalkındıracak fikirleri ve aydınlığı simgeliyor. Deniz kabuğu ise ifade ve seçme özgürlüğünü temsil eder kitapta. Jack ise lider özellikleri taşıyan ancak kötü ve zorba bir çocuktur. Ralph’in zıttı olduğu söylenebilir.

Çocuklar ilk başlarda hevesle işe koyuldularsa da zamanla küçük çocuklar kendilerini oyuna kaptırırlar. Artık barınak için çalışan yalnızca Ralph, aziz yürekli Simon ve Domuzcuktur. Jack’in domuz avına çıkma kararı ile ilk başta birbirlerinden etkilenip bir tür dostluk kurmuş olan Jack ve Ralph düşman kesilirler. Ralph herkesi bir arada tutmaya çalışırken Jack üstündeki medeniyet giysisinden sıyrılmaya çalışmaktadır. Domuzcuk’un söyleyişi ile, ateşi yanık tutmazlarsa asla bulunamayacakları gerçeğini göz ardı eder ve gelmek isteyen herkesi ava çağırır. Av belki de çocukların karanlık yüzünü gördüğümüz ilk olaylardan birisi olacaktır kitapta. Yazarın burada, çığlığı insan çığlığına benzeyen bir hayvanı seçmiş olması manidardır. İlk başlarda Jack’i öldürmekten alıkoyan bu idiyse de zamanla teşvik eden ve hep beraber eğlenmelerini sağlayan da bu acı çığlıklar ve kan oluyor. Jack in ve arkadaşlarının yüzlerini boyayıp temsilen kimliklerini kaybetmeleri ile bu avı vahşi bir katliama, söyledikleri şarkı ile bir tür ayine dönüştürür.

Jack domuz öldürdükçe güçlenir ve Domuzcuk’a saldırmaya başlar. Adada bir canavar olduğuna dair küçükler arasında söylenti çıkmasıyla işler yavaş yavaş kontrolden çıkar. Korkunun kurbanı olmadan önce Jack ve Ralph canavarı aramaya giderler ve bulduklarında araları tamamen bozulur. Jack liderliği deniz kabuğu vasıtasıyla kazanamamış olsa da başkaldırır ve gelmek isteyenlerle Ralph’in yönetiminden çıkarlar. Deniz kabuğu kırılır. Artık diğer çocuklar da yüzlerini boyayıp kanlı ayinlere katılmak istemektedirler. Ralph’in onlara verdiği umudu ve özgürlüğü istemezler. Jack artık şeftir ve ‘şef diyeceğini demiştir’.

Aziz yürekli olarak bahsettiğim Simon ise canavara inanmaz ve kendi gözleri ile görmek için dağa çıkmaya başlar ve gördüğü şey yalnızca ölü birine ait bir paraşüttür. Şişip inen bu paraşüt canlı bir varlık gibi gözükmektedir sadece. Bunu gören Simon diğerlerine haber vermek için dönerken; yolda canavara Jack ve avcılar tarafından kurban edilmiş dişi bir domuz kafası görür. Kazığa geçirilmiş bu baş sineklerce çevrilmiştir. Simon bunun Sineklerin Tanrısı olduğuna karar verir. Nöbet geçiren Simon ile konuşmaya başlar korkunç Tanrı. Ona aslında hep orada, onların bir parçası olduğunu söyler.

Uyanan Simon kendini diğer çocukların arasında bulduysa da o sırada bilinçlerini, bireysel kimliklerini kaybetmiş çocuklar tarafından kanlı ayinin ortasında katledilir. Artık orada çocuklar yoktur, Jack liderliğinde bir araya toplanmış bilinçsiz neredeyse ilkel bir topluluk vardır. (Bakınız: Kitle Ruhu)

Bu olaylar sonucunda Ralph ve Domuzcuk, Jack’in kalesine konuşmaya giderler. Ancak sağduyunun ve fikirlerin sembolü Domuzcuk da katledilir. Belki de bu yüzden asla ismini öğrenemiyoruz Domuzcuğun; yok olması gereken şeyler yüzünden.

Ralph de insanlığın son temsili olarak öldürülmek üzere iken yardım onlara ulaşır. Askerlerin buldukları ise gerçek dünyayla tekrar yüzleşen bir avuç ağlayan çocuktur.

Nisa YILMAZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir