Sanat

BAYAN HİÇ KİMSE : VİVİAN MAIER

Yaşadığımız dünyada herkese bahşedilen hayatlar vardır. Herkes, verilen bu hayatı kendine göre boyamakla sorumludur. Bazen kendi hayatımızdan kafamızı kaldırıp baktığımızda başkalarının hayatlarını da görmek isteriz. Bu zamana kadar kendi hayatlarımızdan başka, çok hayatlara da gerek yakından gerek uzaktan tanık olmuşuzdur. Düşündüğünüzde, fark edeceksiniz ki tanık olduğunuz hayatlar bazen en yakınlarınıza bazense en uzağınızdaki hayatlara ait. Peki en uzak derken kastedilen ne? Ne bize en uzak? Uzaksa neden ve nasıl tanıklık ettik? Benim bu yazıda kastettiğim ve bahsetmek istediğim uzak hayatlar, sanata adanmış ve insanlardan saklı yaşanmış hayatlar. Evet, bu yazıda tam bu tanıma uyan bir sanatçının sır dolu yaşamına tanıklık etmeye çalışacağız.

Birçok fotoğrafını kendisinin bile görmediği bir fotoğrafçı düşünün. Mesleğini belki de tutkusunu kamufle etmek için kullanan bir kadın. Hakkında çok az şey bilinen ama çektiği fotoğrafları görünce kafanızda oluşacak birçok fikir… Tam olarak hayatına hâkim olamasak bile üçüncü şahıslardan toplanılan bilgileri fanusa koyduğumuz zaman yaşamının belli dönemlerinin hatlarını belirlemek zor değil. Peki bir paragraf boyunca kimden bahsediyoruz. Sır dolu Miss. Maier ya da Vivian Maier.

“Kim bu Vivian Maier?” derseniz, 1 Şubat 1926’da New York’ta doğan Amerikalı bir sokak fotoğrafçısı. ABD’de doğmasına rağmen, Maier gençliğinin çoğunu Fransa’da annesiyle geçiren bir kadın.

Peki bu kadın sadece tarih ve mekândan mı ibaret? Maier, “Kısaca şöyle.” diyemeyeceğim kadar çok detaya sahip, bir o kadar da bilinmezliklerle dolu bir sokak fotoğrafçısıydı. Daha fazlasını merak edip Vivian’a “Kimsin, Necisin?” gibi sorular yöneltme şansınız olsaydı kafanızdaki soru işaretlerine muhtemelen bir yenisini daha eklerdiniz. Çünkü Vivian Maier’in kim olduğunu tanımak isteyenlere cevabı hep aynı olmuştur: “Ben gizemli bir kadınım.” Vivian Maier adını gerekli görmedikçe paylaşmazdı, adını hemen hemen herkesten sakınırdı. Öyle ki, mağazalarda adını vermek zorunda olduğunda bile satıcılara Miss V. Smith ismini ya da adındaki harfleri karıştırarak oluşturduğu birçok farklı adı kullandığı anlatılmıştır. Yeri geldi mi “Bayan Hiç Kimse” yeri geldi mi “Miss V. Smith” ya da adındaki harfleri karıştırarak oluşturduğu birçok isimden ibaret olması nedeniyle birçok insanın aklında “Casus mu, kaçak mı, suçlu mu? ” gibi sorular oluşmuş ve bunların cevaplarına hiç ulaşılamamıştı. Akıllarda oluşan tüm bu farklı kimliklerin dışında acaba Maier birileri tarafından tanınmak istese bu nasıl bir tanım olurdu? Bunu bilemiyoruz belki ama onun da sevdiği The New York Times’ın onu “Amerika’nın daha anlayışlı sokak fotoğrafçılarından biri” olarak tanımlamasını bilmemiz gibi az da olsa bildiğimiz bir şeyler var.

Elli yıl boyunca sürekli fotoğraf çeken Maier’in yüz binden fazla negatifi (basılmamış fotoğrafı) olduğu ve bunların da Chicago ve New York City’de çekildiği bizim bildiklerimiz arasında. Bu kadar fazla fotoğrafı olmasının yanında, video ve ses kayıtlarının da olması Maier’in etrafındaki dünyayı belgelemeye olan tutkusunu çok açık bir şekilde gözler önüne seriyor. Fotoğrafları incelendiğinde kendisinin insanlara söylememeyi tercih ettiği birçok özelliğini aslında onlarla aktardığı anlaşılıyor. Fotoğraf karelerinde kimi zaman anaç ruhunu, kimi zaman komik yanını, kimi zaman eleştirel bakış açısını sergileyen Maier hiçbir zaman profesyonel bir eğitim almamış ve etkilendiği sanatçıların eserleriyle kendisini geliştirmiş bir sokak fotoğrafçısı olmuştur.

SOKAK FOTOĞRAFÇISI MI YOKSA ANAÇ BİR DADI MI?

Maier sokakların ışığını makinesine hapsederken insanların en doğal hallerini, otoportreleri,  çöpteki eşyaları ve mimari yapıların estetiğini, suç mahallerini kullanmayı tercih ederdi. Peki Vivian Maier sadece bir fotoğrafçı mıydı? Elbette hayır. O aynı zamanda, daha önce de belirttiğim gibi, mesleğini tutkusu için kamuflaj olarak kullanan bir dadıydı. Dadılığı seçmesinin de elbette neden(ler)i vardı. 1951’de Fransa’dan New York’a dönüş yaptığı zamanlar oldukça zorlu bir konfeksiyon işinde çalışırken, anlatılanlara göre, dışarda olup güneşi görerek çalışmak istediğini fark eden Maier, çocuklar sayesinde ona sokaklarda olabilme özgürlüğünü verebilecek ve aynı zamanda tutkusunun peşinden rahatça gitmesini sağlayacak sayılı mesleklerden olan dadılığı yapmayı seçmiştir.

Dadılık yaparken Maier işverenlerinin evinde kalıyor ve işverenlerinden kendine ait bir istiyordu. Her anı gizem olan bu kadının odası elbette kilit altındaydı. İsmi gibi yaşam alanını da kimseyle paylaşmak istemeyen Vivian’ın odasına girmek de işverenlerinin söylediğine göre mümkün olmuyordu. Gerek kapısındaki kilit gerekse Vivian’ın odayı düzenleme şekli davetsiz misafirleri ele veriyordu. Her şeyin yanı sıra istifçiliğine varan koleksiyoncu ruhuyla Vivian, akla gelebilecek her şeyi saklardı. Tren biletleri, kabanlar, binlerce dolar değerinde bozdurulmamış vergi iade çekleri, kuponlar, el ilanları, özellikle cinayetleri, çocuk istismarlarını, taciz ve tecavüzleri içeren gazete parçaları… Bu kadar karmaşıklığın içerisindeki düzenine aşikâr olan Maier odada kendinin değiştirmediği her şeyin farkına varabiliyordu. Fazlasıyla tuhaf bir kadındı Maier. Kendi hayatı hakkında kimseyle bir şey paylaşmazken başkalarının hayatlarının içindeymiş gibi yaşamayı çok severdi. Onun yaşamına konuk olan insanlar makinesinden “boynundaki ağırlık” diye bahsederlerken boynundan hiç çıkartmadığını söylerlerdi. Basit bir insan değildi. Bir siyasi görüşü, bir mizah anlayışı, bir duruşu olduğu kesindi. Dünyanın sadece ön yüzünü değil arka bahçelerini de tek tek gezerek gördüğü, karanlık olan her şeyi boynundaki ağırlığa kaydederdi.

Bakıcılık yaptığı çocuklarıyla sokaklarda dolaşırken boynundaki makinesiyle Vivian, kendini öylesine saklayabilecek minyon bir yapıya sahip değildi. Geniş omuzları, uzun boyu, asker postalları, uzun kabanları ve kendine has çeşit çeşit şapkaları ile gözden kaçamayacak kadar iri biriydi. Fakat fotoğraflarına baktığınızda görecekleriniz dış görünümünün aksini yansıtan doğal, sanki gizli bir kamera ile çekilmiş, insanların rol yapmadığı kareler olacaktır.

Fotoğraflarındaki doğallığın nedeni olarak kullandığı makineler gösterilebilir. İlk makinesi Kodak markasına ait Brownie’ydi. Oldukça küçük bir makine olan Kodak-Brownie dışarıda, hayatın olağan ilerlediği bir sokakta ilgiyi çok da üzerine çekmeden anı yakalamaya fırsat veriyordu. Daha sonra, fotoğraflarını çekerken etkilendiği beş Fransız sanatçının da kullandığı Rolleiflex fotoğraf makinesi ile karelerini ölümsüzleştirmeye devam eden Vivian’ın kullandığı makineler oldukça kullanışlı yapıya sahip olduğu için sokaktaki doğallığı istediği gibi kopartıp alabiliyordu. Özellikle Rolleiflex makinelerde objektifin üst kısımda olması çektiği insanları göz hizasında kadrajlayabilmek için oldukça avantajlıydı. Ancak bu doğallık sadece makinelerin getirdiği bir özellik değildi. Vivian sokağın dilini o kadar iyi biliyordu ki en güzel, en samimi kareleri rahatlıkla olduğu yerden yakalayabiliyordu.

ÇILGIN DADI

Maier çocuk bakarken de baştan sona çılgın bir kadındı. Çocukları belki de ailelerinin hiç izin vermeyeceği heyecanlarla tanıştırırdı. Aslında buradaki amacı çocukları heyecanla tanıştırmaktan ziyade makinesine heyecan yüklemekti. Yanına aldığı çocuklarla özgür ruhunu doyurmak gerçekten ona göre bir işti. Maier sadece ruhen özgür değildi. Onu tek bir noktaya bağlayacak hiçbir şey yoktu hayatında. Yirmili yaşlarına kadar varlığı bilinen annesinin aniden yok olması, bir erkek kardeşe sahip olduğu söylense de hakkında annesi kadar bile bilginin bulunmayışı, onun sadece kendisini içeren hayatının bir göstergesi. Yaşamının ilerleyen dönemlerinde de kendini kimseye bağlamadı. Ne bir eş ne bir aile ne de bir çocuk… Erkeklere güvenmezdi. Bakımı altındaki kız çocuklarına da erkelere güvenmemelerini öğütlerdi. Kendisine “Mrs. Maier” diyenleri “Miss Maier” diye düzeltir, bundan gurur duyduğunu da eklerdi. Bu sert tutumunun sebebi bilinmese de trajik bir olay yaşadığı ya da buna yakından tanık olduğu hep düşünülmüştür.

SIR DOLU YAŞAMIN KAPILARI NASIL ARALANDI?

Vivian Maier ile ilgili araştırma yapmak için nereye giderseniz gidin önünüze nasıl hayat sürdüğü, çocukluğunda neler yaşadığı, nasıl büyüdüğü, aklında ve kalbinde neler sakladığıyla ilgili net bilgiler çıkmayacaktır. Bu kadar gizemle dolu bir hayat hikayesinin kahramana ulaşmak da kolay olmadı. Nasıl olabilir ki? Kendinden kimseye bahsetmeyen ve ardında birçok soru işareti bırakan bu kadından biz bugün nasıl haberdar olabiliyoruz?

Onun keşfinin hikayesi ise John Maloof’un da “Vivian Maier kimdir?” sorusunu sormasıyla başlamış. John, yazmakta olduğu bir kitap için Chicago’nun eski fotoğraflarını ararken tanışmış Maier ile. Biriktirdiği tüm eşyalarını saklamak için bir depo kiralamak zorunda kalan Maier’in ölümünün ardından uzun süre sonra depolardan eşyalarının alınmayışı ve borcunun da ödenmemesi nedeniyle eşyaları açık arttırmaya çıkarılmıştı. Açık arttırmada en büyük koliyi alan John Maloof aynı zamanda saklı kalmış bir hayatın kapılarını araladığınınsa farkında bile değildi. Bugün bu ilham verici kadını gerek adıyla gerek yaşantısından parçalarla tanıyıp anlamaya çalışıyorsak bu aslında Maloof’un başarısıdır.

Peki yaşamı boyunca kendini gizlemeyi seçmiş bir kadının en değerli birikimlerini milyonlarca insana sunmak bir başarı mıdır? Doğruluğu tartışılan bu davranışı yapan kişi olarak John Maloof da tereddütlerini paylaşmıştır. Ancak ses kayıtlarından birinde “Sanırım hiçbir şey sonsuza kadar sürmez. Başkaları için alan açmamız lazım. Bu bir çark. Bindiğinde sonuna kadar gitmek zorundasın ve sonra bir başkası sonuna kadar gitmek için aynı imkanı bulduğunda o da aynı zorunlulukta.” diyen Maier’in aslında fotoğraflarının, hayatının gizemini sonsuza kadar korumayacağının farkında olduğunu düşünen Maloof içi daha rahatlatmış olarak Maier’in negatif fotoğraflarını tab etmeye devam etti. Tek kişinin tab edemeyeceği kadar çok fotoğrafın bulunması ve resmi kurumların Maloof’a yardım etmeyi kabul etmemesi gibi bir dolu olumsuzluğa rağmen Maier’in fotoğrafları birçok ülkede açılan sergilerde yerini aldı. Yaşamında tanınsa bu kadar değer görür müydü hiçbir zaman bilemeyeceğiz ama Maier’in yaptıkları hiçbir zaman göz ardı edilecek işler değildi.

MAIER MUCİZESİ

Bu eşsiz sanatçının son günleriyse buzda kayarak düşmesinin ardından hiçbir zaman tam olarak iyileşmemesiyle geçmiş. 21 Nisan 2009’da Amerika’da hayata veda eden Maier arkasında filmlere ve kitaplara konu olan bir yaşam, yeni nesil fotoğrafçılara ilham olacak çokça fotoğraf bıraktı.

Bizler de sizinle bir hayata uzaktan tanıklık ettik. 83 yıllık, her şeyiyle bilemediğimiz bir yaşamı gerçekten oldukça uzaktan izleyebildik. Bu yaşamdan bize kalan bütün bu bilinmezliklere, karmaşaya rağmen Maier’in gözünden dünyayı görmek büyük bir şans, büyük bir mucize.

Gülsüm OZAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir