Toplumsal Konulu Yazılar

Kolektivizim ve Biz

                                                         Bizim irademiz, benimsenmeyenlerin,

                                         unutulanların, baskı altında kalanların iradesi,

                                  ortak bir inanç ve ortak bir amaçla bizi birbirimize

                                                         sağlam bir kaya gibi kaynaştıracak.

                                                                                               -Ellsworth Toohey

Kolektivizmi anlamak için kolektivist kültürlere bakmalıyız. Hollandalı sosyolog Hofstede’nin kültürler arası etkileşimi inceleyen çalışmalarının boyutlarından biri olan kolektivist kültürlere baktığımızda “biz”in karşısındadır “ben”. İnsanlar birbirlerine, ailelerine, gruplarına, topluluklarına derinden bağlı kabul edilir ve bu kişilerin topluluklarına sorgusuz sualsiz sadakat göstermesi beklenir. Kolektif başarı kişisel olan başarıdan her zaman daha değerlidir. Kültürel ritüeller ve roller, toplumsal başarıları bireysel olandan daha fazla kutlama eğilimdedir. Biz zihniyeti ile kimlik kişinin içinde bulunduğu sosyal gruba dayanır, kişiler kopamayacakları o gruba aittirler. Kolektivizmde odak noktası bir gruba ait olduğundan kararlar mutlaka grup için en iyi olana yönelik verilir.

Peki ya felsefi boyutta nasıl ‘biz’ oluruz?

“O mutlu insanlar, gerçekten özgür olan o insanlar nasıl ‘biz’ yapılır? Onların mutluluklarını öldürmek gerekir. Ellerinde değerli olan ne varsa alınır ellerinden, istedikleri şeyi elde etmelerine asla izin verilmez. Bir kişiye ait olan arzunun kötü olduğuna inandırılır. İstiyorum demeye utanır hale getirilir sonra başkaları için yaşamaları gerektiği söylenir onlara. Tam anlamı ile yaşayamayacağını görür ardından soylu kabul ettiği o seviyeye ulaşamayacağını gördüğünde değersiz, günahkar hisseder, kendinden vazgeçer, kendine saygı duymayı bırakır. İçinde doldurulmaya aç bir boşluk oluşturulur.

Herkesin ulaşıp eşit olabileceği seviyelere indirilir başarı standartları böylece daha iyi bir ‘ben’ olmak isteyen o insanların hevesleri öldürülür.

Mutluluklarını kaybetmiş insanlar teselli edilmeli elbette. Onlara fedakar olmaları, vazgeçmeleri, bencil olmamaları, kişisel mutluluk veren her şeyden uzaklaşmaları öğütlenmeli . Sigara içme, alkol kullanma, seks yapma, hırslı olma, kâr peşinde koşma… Fedakar ol, cumartesi günleri gitar çalma, boşanma, çivili yatağa yat, ilk oğlunu kurban et, dans etme…Sonra hatırlatılır onlara Nirvana, Cennet, ilahi ve en yüce amaç…Fark etmesin diye mantık unutturulmalı, daha yüce şeyler hatırlatılmalı; duygu, içgüdü, vahiy, ilahi güç…Hissetmenin ve inanmanın mantığın ötesinde olduğu söylenmeli.

İşte o dünya, itaat ve birlik dünyası. Kimsenin düşüncesinin olmadığı, yalnızca insanlar, onların doğruları, saygınlık,insanlık,hizmet,iyilik,fedakarlık,onaylanma,takdir edilmek,toplum kavramlarının olduğu bir dünya. Tüm bunların arkasında ise sınırsız itaat gören, güç sahibi bir avuç insan olacak ancak yönetici olarak ise insanlık addedilecek. O kutsal insanlık kendi içinde birbirlerine iltifat edip, yalanlar söylerken tüm insanlığın boynu bitişmiş, hep bir arada bıçak altında yatıyor olacak. İnsanlığı yönetenler de insanlığa hizmet edecek elbette ancak acı çekilmesi, eşitlik, güç, gurursuzluk, herkesin herkes için yaşaması karşılığında. Birliktelik, birleştirmek ve yönetmek ancak insanlığın kontrol edilmesi mümkün olmayan ruhunun öldürülmesi ile mümkün olduğundan öyle yönetiliyor ‘insanlık’ bu dünyada. Devlet, ülke, ülkü, kolektivizm ile.” Objektivizm felsefesinin kurucusu Ayn Rand ‘ın Hayatın Kaynağı isimli romanından adeta şeytanlaştırılmış bir karakter olan Ellsworth Toohey’in cümlelerinden bir derlemedir okuduklarınız.

Nisa YILMAZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir