Edebiyat

YABANCI

“Her şey, ben karıştırılmaksızın olup bitiyordu. Kaderim, bana fikir sorulmadan belirleniyordu. Zaman zaman herkesin sözünü kesip, iyi ama sanık kim? Sanık olmak önemli bir iştir. Benim de söyleyeceklerim var, diyecek oluyordum.” Hayatın her şeye rağmen akışını bir an bile durmaksızın devam ettirmesi ve olanların çoktan olup bizimse izlediğimiz gerçeği asla değişmez. Her ne kadar çoğu şey bizim elimizde olsa da bazen sadece izlemek kalırdı bize ve müdahale edemezdik işte, kalırdık o döngünün dışında.

             Karakterimiz Mersault, Cezayir’de yaşıyor ve bir devlet dairesinde memur olarak çalışıyordu. Tek yaşayan Mersault’un annesi huzur evindedir. Hayatında Marie isimli, sevmediğini düşündüğü bir sevgilisi de vardır. Bir gün Mersault annesinin ölüm haberini alır ve Marengo’ya cenazeye gider. Annesinin cenazesiyle pek ilgilenmemesi oradakiler tarafından garip karşılanır çünkü annesinin naaşını görmek istememiştir ve rahatlıkla sigarasının dumanını içine çeker, kahvesini yudumlar. Fakat Mersault’un tek düşündüğü böylesine güzel bir günü kırlarda geçirememesidir ve ölümü normal karşılayarak soğukkanlı bir şekilde başka şeylere odaklanmaktadır. Cenazeden sonra eve dönen Mersault hafta sonunu ve ilerleyen zamanları Marie ile geçirir. Bu sırada çapkın ve belalı olan komşusu Raymond ile arkadaş olmuş, onun bir kadına ders vermesi için mahkemede arkadaşının haklılığı yönünde tanıklık etmiştir. Bir gün Raymond, Marie ve Mersault’u sahile bir arkadaşının evine davet etmiştir. Başta her şey güzelken Raymond’un belalısı olan insanlarla münakaşa yaşayıp ayrılmışlardır fakat Mersault tek başına dolaşırken bu insanlardan birini öldürür. Cinayet sonucu Mersault tutuklanır ve o güne kadar yaptığı soğukkanlı davranışlar aleyhine döner; annesinin ölümüne üzülmemesi ve tepkisiz kalması gibi. Bu konu hakkında şöyle diyor Mersault: “Annemi elbette çok severdim; ama bu bir şey ifade etmezdi ki. Sağlıklı bütün insanlar, sevdiklerinin ölümünü az çok arzu etmiştir.” Mahkemede de karşısına çıkan aynı konular yüzünden giyotinle öldürülmesine karar verilir çünkü bunu ahlaki çöküş olarak görürler. Mersault’un günleri bir hücrede ölümü bekleyip geçip giderken iç hesaplaşmalara ve sorgulamalara tanık oluyoruz. Bu esnada hapishane papazı tarafından ziyaret edilen Mersault Tanrıyı reddeder ve yaptığı her şeyin doğruluğunu iddia eder. Mersault, ölümü yaklaştıkça kendinin daha çok farkına varıyor, hayata karşı umursamazlığı daha fazla artıyordu ve her şeyi kabullenmiş halde ölümü bekliyordu.

             Fransız asıllı yazar Albert Camus, 1938 yılında ‘Tersi ve Yüzü’ adlı ilk eserini yayımladı fakat 1942 yılında yayımladığı, orijinal adı “L’etranger” olan ‘Yabancı’ kitabı onun edebiyat dünyasındaki kalıcılığını sağlamıştır ve en önemli eseridir. Yazarın en tanınmış, en çok dile çevrilmiş ve üzerinde en çok inceleme yapılan kitabı hala en çok satan listelerinde üst sıralarda yerini almaktadır. Eser,  yazarın ‘varoluşçuluk’ görüşü üzerindeki görüşlerinin bir özetini yansıttığı için eleştirmenler tarafından oldukça beğenilmiştir. 1957 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan yazar 3 yıl sonra bir otomobil kazasında hayatını kaybetmiştir. Eserin, İtalyan yönetmen Luchino Visconti tarafından 1967 yılında beyaz perdeye uyarlanan filmi de bulunmakta. Okuyacaklara ve izleyeceklere şimdiden iyi okumalar, iyi seyirler!

İlayda İNCE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir