Toplumsal Konulu Yazılar

TÜRKİYE’DE İŞÇİ OLMAK AMA NASIL?

İşçilik, Marksizme göre emeğini belli bir ücret karşılığında satmaya verilen isimdir. Marx’a göre işçi sınıfı, kapitalist düzende haddinden fazla yere değer, kar ve para elde eden ve işletmelere sahip olan kısımdan daha çok emek sarf eden bir sınıftır. Toplumun büyük bir kısmını oluşturan işçiler derhal ayaklanmalı ve bu mevcut kapitalist sistemi bozmalıdır. Peki, Türkiye’de işçilik nedir? İşçilik, Marx’ın hayalini kurmuş olduğu o “devrim” hareketini meydana getirebilecek güçte bir sınıfı mı temsil eder yoksa işçi, bugüne dek bu kapitalist sistemin çarkları içerisinde eski büyüsünü, bir olma yetisini kaybetmiş ve alışılmış bir sınıf haline mi gelmiştir?

Mavi yakalı dediğimiz işçi sınıfı, herhangi bir fabrikaya baktığımızda o fabrikanın veya işletmenin ortaya çıkardığı ürünün ortaya çıkmasına sebep olan insanlar bütünüdür. Dünyada “işçilik” kavramına baktığımızda bu tanımın ilk olarak Sanayi Devrimi’nden sonra ortaya çıkmış olduğunu görürüz. Bizim coğrafyamızda ise işçilik kavramı, Osmanlı Devleti içerisinde ilk kez koruma altına alınmış ve işçi eylemleri ilk kez resmi olmasa da 1863 yılında Zonguldak’taki kömür madeni işçilerinin çalışma düzenlerine başkaldırmaları ile ortaya çıkmıştır. Bu başkaldırılar, işçilerin mevcut çalışma düzenleri ve haklarından memnun olmadıklarında bir araya gelerek meydana getirdikleri ürünleri veya en doğru şekliyle emekleri durdurma kararlarıdır. Grevler, Osmanlı’daki ismi ile de tatil-i eşgaal, işçi sınıfının kendisini işverenine anlatmasının en açık ve en keskin yoludur. Ancak bugünkü sistem içerisinde grevler hiç de Marx’ ın hayalini kurduğu Proleterya, yani işçi sınıfı, devrimleri ile alakası yoktur. Ancak bu durum sistemin ve alışkanlıkların getirdiği bir sonuçtur.

Bu durumu ve yorumumu, bugünün Türkiyesine bakarak iki farklı açıdan ele almak istiyorum. Birinci açıdan baktığımızda, bugünün kapitalist sisteminde işverenler  ve işçi arasındaki ekonomik fark gözardı edilemeyecek derecede fazla. İşçiler, işverenlerin kendi ailelerini senelerce doyurmaya yetecek para elde etmesini pek de insancıl olmayan şartlar içerisinde bekliyor. Asgari ücret, yoksulluk sınırının oldukça altında. Daha dün pandemiden dolayı tam kapanma sebebiyle esnaf ve işçilerimizin 4 tanesinin intihar haberini aldık. İşçiler, ailelerini geçindirmek ve çocuklarının güzel eğitimler alıp “kendileri gibi işçi olmamaları için” gecelerini gündüzlerine katarak çalışıyor ve bunu tabiri caizse karın tokluğuna yapıyorlar. Yurtdışı, özellikle de Avrupa ve Amerika’daki mavi yakalıların standart bir yaşam kalitesine sahip olup kendilerine ait ev ve arabayı alabildikleri yaşlarda, bizim üniversite mezunu genç işçilerimiz ancak KYK borçlarını bitirebilmiş bir vaziyette oluyor. Değil işçi sınıfının gözünü açması ve güçlenmesi, dünyadan haberdar olması; herhangi bir özel günü özel geçirebilmelerini sağlayan herhangi bir olanakları veya kendilerine daha iyi bir yaşam sunmak adına eğitim, kurs almak için yeterli bütçeleri veya zamanları yok. Bugünün işçi sınıfı, kaldı ki bazı beyaz yakalıların da artık bu yöne evrildiğini açıkça görüyoruz, işçi olarak değil resmen köle olarak yaşıyor. Böyle bir yaşam standardına sahip olup, devrim yaratmak bir hayli zor.

Öteki yandan ise Marx’ın da zamanında dikkat çektiği bir nokta olarak işçi sınıfının ağırlıklı olarak dindar bir kesim olması ve haline şükretme ilkesiyle yaşamını devam ettirmesi var. Hükümetlerin bencil politikalarını kendisine lütufmuş gibi gören, iyilik yapıldığını zanneden minnettar kesim, kendisi gibi düşünmeyerek ayaklanmaya çalışan öbür işçi kesimini “şükretmeyi bilmeyen” olarak nitelendirerek yaftalıyor ve bu durumu baltalıyor. Ayriyeten, teknolojinin de gelişmesi ile üretim safhasını yavaş yavaş robotların alıyor olması endişesi ve işçi sınıfının bu konudaki kaygıları da sanırım artık bıkkınlık yaşayan işçi sınıfını kendi haklarını savunma isteğinden bir miktar geriye koyuyor. Son olarak da Türkiye için konuşmam gerekirse, işçilerin kendilerini bu duruma sokan yetkili mercileri düzenli olarak yetkili kılmasından sebep, bu durum sonu gelmez bir kısır döngüde. İşçi sınıfı, toplumu ileri taşıyabilecek aydın kararı verebilme potansiyeline sahip bir çoğunlukta. Sadece mevcut saplantılı ideolojilerden ve şükür duygularından arınıp kendi sınıflarının diğer sınıflara karşı yüceliğini kabullenme kudretine hasretler. Tabii, bu durumlar tüm işçi sınıfı için geçerli değil, bunu hatırlatmakta da yarar var.

İşçilerin yoğunlukta olduğu bir ailede yetişmiş bir birey olarak, tüm işçilerimizi emeklerini gözardı etmemeye ve hepimizi daha iyi şartlara taşıyabilme hevesine nail olmaya davet ediyorum. Sizin emeğinizi, sizin alın terinizi, sizin değerinizi her zaman savunacağız. Yeter ki siz de bizim arkamızda durun, hep birlikte emek verelim, hep birlikte emeği yüceltelim. 1 Mayıs İşçi Bayramınız kutlu olsun!

Öykü Nieves Öder

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir